BU TAYI BEN ALMALIYIM Paramızın alım gücü daha yüksek ve ithal koşullarının da daha kolay olduğu dönemler… Yıl 1999, İrlanda’daki satışlardayız. Sonrasını Selman Taşbek’ten dinleyelim: - Ribella hayatıma nasıl girdi diye sorarsanız, 1999 yılında İrlanda’ya tay satışlarına gittim. Çok enteresandır; ben günlük hayatta, insani ilişkilerde ilk görüşte aşka inanmam. Ribella’ya olan ilgim, ilk görüşte aşk… Görür görmez, ben bu tayı istiyorum, alacağım tay bu olmalı diyerek o heyecanla arttırmaya girdim. Hiç unutmuyorum; arttırmayı yöneten [not today] yani bugün satmıyoruz dedi. Tay istenen limiti bulmamış. Atı götürüyorlar, ben peşinden koşuyorum. Antrenörüm Haldun Güneş [Abi nereye?] diye sorunca, gidiyorum, bu atı özel olarak alacağım dedim. Haldun [Abi burada bin tane tay var, seç beğen istediğini al. Ne uğraşıyorsun] dedi ama dinletemedi. Onu almayı aklıma koymuştum. Satışlardaki acente temsilcimizle birlikte gidiyoruz. Bunun yetiştiricisi çok aksi adamdır diye işin zorluğundan söz edince, sinirlendim. Ne var bunda? Bedava istemiyoruz ki, parasını verip alacağız. Ben bu atı alacağım… Selman Taşbek bu yaşananların sebep sonuç bağlantısını “gençlik de var o günlerde…” diyerek açıklıyor. Doğru, yaş otuz beş… Sakın ola “yolun yarısıymış, ne gençliği” demeyin. Yazıyı burada bırakır, Siz de bu öykünün sonrasını Selman Taşbek’ten öğrenirsiniz. - Atın yetiştiricisine gidip, biz bu atı alacağız dedik. [Tamam, fiyatı 12 bin Pound] cevabını verdi. Pazarlık edip, 11 bin Pound’a anlaştık. Sıra kontratı imzalamaya geldi. Adam [Parayı nakit istiyorum] diyor. Günlerden Cumartesi… Böyle bir paranın üzerimizde bulunması imkânsız. Parasının Pazartesi günü hesabına geçeceğini, isterse alımı Goffs aracılığıyla yapmayı önerdik ama hiçbirini kabul etmedi. [Yarım saat içinde ya parayı getirirsiniz, ya da atı götürürüm] dedi. Günlerden Cumartesi, yarım saat süre ve 11 bin Pound... Tam bir gerilim filmi... Selman Taşbek at sahibinin verdiği sürede parayı nereden bulacak? - Allah’tan Türk’üz. Türkler nakit parayla seyahat etmeyi sever. Hiç unutmuyorum; Haldun’da (Güneş) nakit vardı, ondan aldım. İsmail’den (Hadioğlu), İbrahim Tamer’den, Turhan Çakar’dan, bizim ekiptekilerden ne bulduysam aldım. Parayı denkleştirip, götürdük. Adam aldı, hesapladı saydı, tam bir komedi... Onluklar, yirmilikler sayıyor, sayıyor bitmiyor. Sonuçta atı aldık. Selman Taşbek böylece muradına ermiş, Ribella’ya sahip olmuştu. Sonrasında Haldun Güneş’le aralarında şu konuşma geçer: - Bunu mu aldın, bunun için mi bu kadar uğraştın abi? - Beğenmedin mi? - Yani tamam da… Ufacık, o kadar da abartılacak bir şey değil. - Ya görmüyor musun, başının üstünde hare var… 2005 yılı Fatih Sultan Mehmet Koşusu kupa töreni. 72 • www.tjk.org • O BİR EFSANE •
RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=