“İYI BIR ANTRENÖR ILE VASAT BIR ANTRENÖR ARASINDAKI FARK” “Bilindiği üzere atlar doğaları gereği yırtıcı hayvanlar değiller. Yırtıcı olmayan tüm hayvanların yaptıkları üzere onlar da vücutlarında bir aksaklık olması halinde bunu başarıyla saklarlar. Çünkü doğada herhangi bir zayıflığın açığa vurumu halinde avcılara karşı hedef olursunuz. Bunu tüm geyikler, zebralar ve atlar gibi birçok hayvan yapar. Bu noktada yarış atlarının neresinde ne tür bir sorun olduğunu saptama işi tamamen antrenörüne düşüyor. Doğru teşhis ve tedavi noktasında hata yapma lüksümüz bulunmuyor. Bir yarış atından pistlerde tam performans vermesi bekleniyorsa öncelikle mevcut probleminin giderilmesi elzemdir. İyi bir antrenör ile vasat diyebileceğimiz bir antrenör arasındaki farkı da bu belirler. İşimiz gereği onları iyi anlamalı ve gözlemlemeliyiz.” “ATLARIN DILINDEN ANLAMAK ÇOK ÖNEMLI” “Agresif yapıda olmak atların doğasına aykırıdır. Eğer böyle bir safkan ile karşılaşıyorsak onun acı çektiğini anlamalıyız. Mutlaka vücudunun bir yerinde bir aksaklık bulunuyordur. Yanlış antrenman uygulamaları atı sakatlayan baş etkendir. Bunun teşhisi elbette ki öncelikli olarak veterinerin işidir. Ancak ben yılların vermiş olduğu tecrübeyle birlikte bunu da yapabiliyorum. İngiltere’deki çiftliğimde son derece yetkin bir veteriner ekibim var. Onlarla birlikte agresiflik gösteren safkanlar üzerinde çalışıyoruz, kimi zaman ben onlara soruyorum, bazen ise onlar benden görüş istiyor. Eğer bir atta topallık görüyorsanız bilin ki %25 daha fazla topaldır. Çünkü daha önce bahsettiğim gibi doğaları gereği kendileriyle ilgili aksaklıkları saklama eğilimindedirler. Bu hususta atların dilinden anlamak çok önemlidir. Bir şekilde kendilerini ele verirler ancak bunu herkes anlayamaz.” “İSTANBUL, NEWMARKET YA DA DIYARBAKIR FARK ETMEZ” “İstanbul, İzmir veya Ankara’daki atlar daha iyi, doğu illerindekiler ise diğerleri kadar kalite değildir” gibi düşünceler son derece yanlıştır. Ben her atın yaradılışı itibarıyla aynı donanımlara sahip olduğunu düşünüyorum. İstanbul’daki bir safkan ile İngiltere’deki veya Diyarbakır’daki bir at arasında karakter bakımından hiçbir fark bulunmuyor. Siz atlarınıza gerekli eğitimi verirseniz dünyanın neresinde olursa olsun potansiyelinin tamamını piste yansıtacaktır. Bu sayede de ne dil bağına, ne kulaklığa ne de gözlüğe ihtiyaç duyacaktır. Benim burada değiştirmeye çalıştığım ana noktalardan bir tanesi de budur. Ata kulaklık takarsanız çevresinde olan biteni net duyamayacaktır. Gözlük takarsanız ise beraberinde koşan rakiplerini düzgün takip edemeyecek ve bu yüzden belki de arzu ettiği neticeye erişemeyecektir. Safkana taylığından itibaren doğru eğitimi verirsek böylesine ekipmanları kullanmasına hiç gerek kalmayacaktır. Yurt dışında, özellikle İngiltere ve Fransa’da böyle takıların kullanıldığını görmeniz neredeyse imkansızdır, göremezsiniz. Bu durum oradaki atların daha iyi olmalarından değil yalnızca daha iyi eğitilmiş olduklarından kaynaklıdır.” Gary Witheford / Mehmet Bilbaşar / Mehmetcan Kanık 38 • www.tjk.org • RÖPORTAJ •
RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=