2021_Subat

tların insan türüyle kurmuş olduğu etkili iletişimin tarihçesi birçok kişi tarafından merak konusu olurken, son dönemde yapılan çalışmalar bu husus üzerinde önemli bulguların kayda geçmesine büyük katkı sağladı. Günümüzden yaklaşık 30 bin yıl önce Akdeniz Havzası’nın bereketli topraklarına yerleşen insanlar, avcı - toplayıcı hayat tarzlarının tehlikelerini göz önünde bulundurarak yerleşik hayata geçişin çözüm yollarını aramak üzere kolları sıvadılar. Bölgedeki hayvanları avlayarak besin ihtiyaçlarını karşılayan ilkel topluluklar, buldukları geniş mağaraları sığınak olarak kullandılar. Zaman içinde soğuk ve bir o kadar da ürkütücü mağaraları yuvaları olarak benimseyen insanlar, bu alanları daha yaşanılır kılmak üzere bir takım değişikler yaptılar. Yaşam mücadelesi verdikleri taştan oyuklarda ailelerinin güvenliklerini sağlamak isteyen gruplar, girişlere çevredeki ağaçlardan oydukları uçları mızraklarla bezenmiş ilkel çitler yerleştirdi, iç kısımlara ise yapraklarla ve samanlarla donattıkları yataklar yaptılar. Isınmak ve yakaladıkları hayvanların etlerini pişirmek için ise ateş çemberleri oluşturdular. Başvurdukları bu yöntemlerle en ilkel ve belki de en temel ihtiyaçlar olan güvenlik, barınma ve besin gereksinimlerini karşılayan insanlar, yerleştikleri bölgelerde kendi kültürlerini inşa etmeye başladılar. Türlü uğraşlarla geçirdikleri günlük rutinleri içinde sayısız nesne ve canlıyla etkileşime geçen atalarımız, bunlara zamanla ruhani anlamlar yükledi ve böylece ilkel ritüellerin yolu açıldı. Sayıları gittikçe artan nüfuslarına gıda sağlamak için izledikleri tehlikeli yollarda birçok yırtıcı hayvanla mücadele etmek zorunda kalıyorlardı. Akdeniz Havzası’nda o dönem yaşayan kılıç dişli kaplanlar, dev ayılar, tüylü mamutlar, ren geyikleri ve atlar, atalarımızın avladıkları hayvanlar arasında yer alıyordu. Bu tehlikeli karşılaşmalar esnasında birçok avcı ya hayatını kaybediyor ya da bir uzvunu yitiriyordu. Bölgede yaşayan canlıları geçen süreçte daha iyi tanıyan insanlar, avladıkları hayvanlara düşman gözüyle bakmaktansa onlara saygı duymayı öğrendiler ve kutsallaştırdılar. Evleri haline getirdikleri mağaraların duvarlarına devasa hayvan figürleri çizen atalarımız, bu sayede en ilkel sanat örneklerinden birinin altına imza atarken aynı zamanda ilk ritüellere dair de günümüzde kullanılmak üzere hayati bilgiler bıraktılar. Çeşitli bitki köklerinden imal ettikleri boyaları kullanarak mağara duvarlarına çizilen bu devasa resimler büyük çoğunlukla av sahnelerini ya da hayvan sürülerinin hareketlerini anlatan kareler içeriyordu. ATLAR TARİHİN HER DÖNEMİNDE ÖN PLANDA Bu figürler özellikle o dönemin şartlarında değerlendirildiği zaman öylesine başarılıydı ki, günümüzde bu konu ile ilgili araştırma yapan biliminsanlarına göre çağdaş örnekleriyle rahatlıkla kıyaslanabilecek derecede detaylı. Fransa’da 1994 yılında bir grup gezgin tarafından tesadüfen keşfedilen Chauvet Mağarası, tarih öncesi dönem sanatının en eski örneklerini bünyesinde barındırdığının ortaya çıkarılmasının ardından 2004 yılında UNESCO tarafından Dünya Mirası olarak ilan edildi. Alanında yaptığı çalışmalarla uluslararası bir üne kavuşan sanat tarihçisi Georges Sauvet’e göre bu mağara eserlerinde çok dikkat çekici detaylar yatıyor. Çizilen enstantanelerin o dönem yaşayan hayvanlara dair önemli bilgiler aktardığını belirten Sauvet; “Bu duvarlarda birçok canlı mevcut ancak bunların arasında atların daha heybetli ve daha sıklıkla resmedildiğini saptadık. O dönem yaşayan atalarımızın A ATLAR On binlerce yıl önce atalarımız tarafından mağaralara çizilen hayvan figürleri arasında atların ön planda olması, bu özel canlılarla olan ilişkimizin tarihsel derinliğine ışık tutuyor… MEHMETCAN KANIK GÖZ-AT İLKEL SANATIN YILDIZI 50 TJK’NIN SESİ ŞUBAT 2021

RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=