2021_Agustos

39 TJK’NIN SESİ AĞUSTOS 2021 tarihçiler arasında soluksuz bir tartışma konusu olsa da kökeninin çok eskilere dayandığı noktasında tüm çevreler mutabık gözüküyor. Binlerce yıldır insanoğlunun yoldaşlığı yapan atların olmazsa olmazlarından biri haline gelmiş olan nalların kültür içindeki yeri ise çok farklı bir yere konumlanıyor. Günümüzde, herhangi bir zarar gelmesi istenmeyen evlerin, ahırların ve buna benzer yapıların kapılarının üzerlerinde şans getirmesi adına asılan çeşitli şekillerdeki at nalları da görmemiz mümkün oluyor. Bu geleneğin nasıl başladığını anlamak için de günümüzden yaklaşık tam tamına bin sene öncesine gitmemiz gerekiyor. İngiltere, M. S. 927’de tek bir bayrak altında birleşene kadar irili ufaklı birçok krallıktan oluşan oldukça dağınık bir yapıya sahipti. Bu krallıkların en önemlilerinden olan Wessex’te, soylu bir ailenin oğlu olarak 909 yılında doğan Dunstan, daha ufak yaşlarından itibaren zekasıyla dikkatleri üzerine çekiyordu. Oldukça dindar bir kimse olan annesi Cynethryth, efsaneye göre, henüz Dunstan’a hamileyken kilisede ayin yaptığı esnada tüm mumlar bir anda söner. Dehşete kapılan genç kadın, mumların tekrardan yanmasıyla birlikte doğrulur ve ardından nereden geldiği belli olmayan bir ses duyar, “Oğlun günün birinde İngiltere’deki tüm kiliselerin ışığı olacak...” der bu ses ona. Cynethryth, ilahi bir mesaj olarak algıladığı olay üzerine çocuğunu kiliseye hizmet verecek şekilde yetiştirmeye karar verir. Dunstan, henüz çocuk yaşlarında ölümcül bir hastalıktan mucizevi bir şekilde kurtuldu ve ardından İrlandalı keşişlerin yanında eğitim görmeye başladı. Öğrenme azmi ve kabiliyeti sayesinde yaşıtlarından kolayca sıyrılan genç adam, 16 yaşında Wessex Kralı Aethelstan’a önerildi ve sarayda görev yapmaya başladı. Kısa sürede kralın en gözde din adamlarından birisi haline gelen Dunstan, rekabet halinde olduğu diğer rahiplerce kıskanılmaya da başlandı. Süreç içinde Kral Aethelstan’ın aklına giren din adamları, Dunstan’ın kara büyü ve cadılık gibi yasa dışı işlerle uğraştığını iddia ettiler. Bu suçlamaları doğru olarak kabul eden kral, bir zamanlar gözdesi olan genç rahibi saraydan sürgün etmekle kalmayıp adamlarına işkence emri verdi. Su dolu bir çukurda ölüme terk edilen Dunstan, büyük şans eseri oradan kurtuldu ve bir daha din işleriyle ilgilenmemeye yemin etti. Aldığı ağır yaralar nedeniyle zorlu bir yolculuk yapan genç adam, Wessex’in başkenti Winchester’da amcasının başrahip olarak görev yaptığı kiliseye sığındı. Amcasının keşişliğe dönmesi konusundaki yoğun ısrarlarına rağmen verdiği kararın arkasında olduğu söyleyen Dunstan, bir gece hiç beklemediği şekilde uyandı. Vücudunun neredeyse her bölgesinde morluklar ve şişlikler beliren genç adam acılar içinde geçirdiği o sıkıntılı geceyi tekrardan kiliseye dönmesi hususunda ilahi bir uyarı olarak algıladı ve rotasını yeniden tanrıya doğru kırdı. Wessex Krallığı sınırları içinde yer alan Glastonbury’de, kendisine yer altında inşa ettiği küçük bir hücrede inzivaya çekilen Dunstan, bir yandan da hem demirciliği hem de arp çalmayı öğrendi. Kendisi için oluşturduğu demir atölyesinde başta kilise için eşyalar olmak üzere çeşitli ürünler yapan din adamı vaktinin büyük bir çoğunluğunu burada geçiriyordu. Çocukluğundan beri aldığı eğitim sayesinde aynı zamanda çok da iyi bir hattat olan Dunstan’ın hikayesi bu noktadan itibaren belki de sonsuza dek değişti. Demircilikteki maharetleriyle tüm krallıkta ünlenen Dunstan, bölgedeki en sağlam at nallarını üretmesiyle nam salmıştı. Efsaneye göre; oldukça sessiz bir gece vakti atölyesinde kendi halinde arp çalan Dunstan, karanlıktan gelen belli belirsiz korkunç bir sesin kendisine eşlik ettiğini fark etti. Ardından ise çirkin toynaklara sahip ve bir o kadar da ürkütücü bir yaratığın kendisine doğru yaklaştığını gördü. Bu gelen şeytanın ta kendisiydi. Korkunç iblis, kendisinin de bu meşhur nallara ihtiyacı olduğunu, onlarla yenilmez olacağını söyledi. Dehşet içindeki Dunstan bunun üzerine telaşla nalları dövmeye başladı ancak bir yandan da şeytanı nasıl defedeceğine dair bir plan yaptı. Demir parçasını kor alevde ısıtıp örsün üzerinde nal şeklini verdikten sonra sıra dışı müşterisine yaklaşan Dunstan, maşayla tuttuğu cismi iblisin toynağının üzerine kasten bıraktı. Acılar içinde kıvranan şeytan, demir ustasından kendisini kurtarması için yalvardı. Kavradığı maşayla iblisin burnundan yakalayan Dunstan, yalnızca bir şartla onu kurtaracağını söyledi ve at nalını gördüğü hiçbir haneye bir daha asla uğramaması şartını koştu. Büyük acılar çeken şeytan da bu teklifi kabul etti ve o günden sonra at nalını gördüğü yerde kayıplara karıştı. Bu hikaye, 10. yüzyıl İngiltere’sinde öylesine hızlı yayıldı ki ülkenin dört bir yanından ve farklı kesimden insanlar Dunstan’ı görmek için Glastonbury’e akın ettiler. Sürgündeki bir din adamıyken bir anda ülkenin en gözde demircisi olan bu adamın başından geçen olayın etkisiyle tüm evlerin girişlerinde at nalları asılmaya başlandı. Zaman içinde son derece yaygın bir inanış haline gelen bu geleneğin yüzyıllar sürecek bir uygulama olacağı kimsenin aklına gelmemişti. Ülke çapında son derece ünlenmesinin ardından önemli manastırlardan davetler alan Dunstan, ömrünün son günlerine kadar büyük kralların yanında hizmet verdi. 19 Mayıs 988 tarihinde, 79 yaşında hayata gözlerini yummasının ardından ise kilise tarafından aziz ilan edildi. Günümüzde 19 Mayıs, özellikle İngiltere ve İrlanda’daki kiliseler bünyesinde Aziz Dunstan günü olarak kutlanmaktadır.

RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=