2021_Agustos

sarsılmadan hızla ilerleyebiliyor hem de yüksek bir manevra kabiliyetine sahip oluyorlardı. Dominique - Jean Larrey’nin bu özel tertibata sahip ambulansları, acil tıbbi müdahaleye ihtiyaç duyan, fazlaca hareket ettirilmeden hızlıca hastaneye taşınması gereken birçok hasta ve yaralının hayatının kurtarılmasını sağladı. Bir hastanenin ilk atlı ambulans hizmeti, 1865 yılında, Amerika Birleşik Devletleri, Cincinnati, Ohio’daki (günümüzde Cincinnati) Commercial Hospital’da tanıtıldı ve kısa bir süre sonra tüm dünyada benimsendi. Aynı anda birkaç hastanın taşınabildiği bu ambulanslarda, bir sağlık görevlisi ve bir asistan görev yapıyor, atel, mide pompası, morfin gibi çağdaş tıbbi ekipmanlar bulunuyordu. Eski bir askeri cerrah olan ve New York’ta bir hastanede görev yapan ABD’li Edward Dalton, hastaların daha da hızlı bir şekilde hastaneye taşınmasının çok önemli olduğuna dikkat çekiyordu. Bu nedenle ambulanslar her an hazır bekletiliyor, atların ambulansı çekmesini sağlayan koşum takımları da atlardan hiç çıkartılmıyordu. Çünkü, mevcut koşum takımlarının bir ata takılması uzun sürüyor, bu durum da ambulansın hastaya ulaşmasını geciktiriyordu. Kısa bir süre sonra, çok daha pratik olan ve atlı ambulansların çok kısa bir süre içinde hareket edebilmesini sağlayan koşum takımları geliştirildi. Bu yeni koşum takımları sayesinde, bir ambulans çağrı geldikten 30 saniye gibi çok kısa bir süre sonra yola çıkabiliyordu. Atlı ambulans hizmeti kısa bir süre içinde o kadar popüler hale geldi ki, 1870 yılında 1401 acil çağrıya yanıt verildi. Bu rakam, sadece bir sene sonra üç katına çıkmıştı. 1867 yılında, İngiltere’nin başkenti Londra’daki çoğu çiçek hastalığından mustarip olan yüksek ateşli hastaların taşınması için 6 adet atlı ambulans vardı. Amacına uygun olarak tasarlanan bu ambulanslar, geniş ve büyük kapılara sahipti. Ayrıca, bir refakatçinin hastaya eşlik etmesine de olanak tanıyordu. Ambulanslarda kullanılan atların kiralama ücretini ödeyebilen herkes, telgrafla ya da bizzat başvurarak bir ambulans çağırabiliyordu. Fakat, kimi ülkelerde ambulansı kullanan şoförün ve arzu ediliyorsa hastaya eşlik edecek doktorun ücreti ayrıca ödeniyordu. Zamanla ambulansların dezenfekte edilmesi gerektiği ortaya çıkınca, ambulanslar her çağrıdan sonra dezenfekte edilmeye başlandı. Atlı ambulanslara alternatif olarak, 1800’lü yılların başında İngiltere’de icat edilen buharlı lokomotif gösteriliyordu fakat, buharlı trenler sadece belirli bir hat üzerinde hareket edebildikleri için hastaların bulundukları yerden trene, trenden de bir hastaneye taşınabilmeleri için çözüm sunamıyordu. Bu nedenle atlar insan sağlığı için çok önemli bir rol oynamaya devam ettiler. Daha sonra buharlı ve elektrikli otomobiller de denendi ama onlar da atların yerini alamadılar. İlk motorlu ambulans, 1899 yılında Chicago’daki Michael Reese Hastanesi’nde tanıtıldı. 500 önde gelen hayırsever iş insanının bağışladığı bu ambulans, atlı ambulanslardan “daha hızlı, daha güvenli ve daha konforlu” olarak tanıtıldı. Ancak bu elektrikli aracın sadece 1,5 kW (2 beygir) gücünde bir motoru vardı. Benzinle çalışan ilk ambulans, 1905 yılında geliştirilen ve adını Kanada’lı Yüzbaşı John Pallisier’den alan “Pallisier Ambulans” oldu. Fakat, bu üç tekerlekli ambulans, düşman ateş hattında yaralanan askerlere hizmet vermek için tasarlandı. Pallisier ambulansı kurşun geçirmez çelik saclar ile kaplanmıştı ve çok ağır olduğu için yavaş hareket ediyordu. Kanadalıları, geliştirdikleri daha kısa dingil mesafesine sahip motorize ambulanslar ile İngilizler izledi. İlk seri üretim motorize ambulanslar ise Amerika Birleşik Devletleri’nde, aslında bir cenaze arabası üreticisi olan Son & Company adlı firma tarafından üretildi. Bu ambulanslar, 32 beygir gücünde, 4 silindirli içten yanmalı bir motora sahiplerdi. Bu gelişmelere rağmen halen çoğunlukla atlı ambulanslar kullanılıyordu. Ta ki, 1914 yılında başlayan Birinci Dünya Savaşı sırasında atlı araçların yerini alması için geliştirilen engebeli arazi koşullarında bile yüksek hızda ilerleyebilen ambulanslar tanıtılana kadar. Bu tarihten itibaren atlı ambulansların yerini motorize ambulanslar almaya başladı. Atların kimler tarafından ve nerede evcilleştirildiği konusunda birçok farklı görüş söz konusudur. Fakat atlara ait en eski kemik bulguları, günümüzde Özbekistan ile Kazakistan sınırında konumlanmış olan Aral Gölü’nün kuzeyindeki bozkırlarda tespit edilmiştir. Bu nedenle yaygın olan ve en çok benimsenen görüş, atları evcilleştiren ilk ulusun bu topraklarda hüküm süren Eski Türkler olduğudur. Atları evcilleştiren hangi ulus olursa olsun, atların tarih boyunca tüm dünya milletlerinin hayatında çok önemli bir yer teşkil ettiğin biliyoruz. Atlardaki üstün fiziki kabiliyetler ile insan zekasının bir araya gelmesi, daha önce ulaşılması mümkün olmayan uzak mesafelere keşifler yapılmasını sağlamış, farklı kültürlere sahip insan topluluklarını buluşturmuş ve insanlığın gelişiminde, bugün sahip olduğumuz küresel bilgi birikimimizde çok önemli bir rol oynamıştır. Atların, tarım, sanayii, nakliye ve ulaşım sektörlerindeki hizmetleriyle insanlığın gelişiminde oynadıkları rolün önemi herkes tarafından bilinmektedir. Bu yazımızda, çok değil; sadece uzun bir insan ömrü olarak tanımlayabileceğimiz bir süre önce atlı ambulanslarda hizmet veren atların, insan hayatı konusunda da ne kadar kritik bir rol oynadıklarını görmüş olduk. Hayati tehlikesi bulunan ve acil tıbbi yardıma ihtiyaç duyan insanlar için kimi zaman birkaç saniye bile o kadar önemlidir ki, atların hız ve dayanıklılığı yaşam ile ölüm arasındaki farkı belirler. Sadece “hız ve dayanıklılık” eksik kalacaktır; tarih, atların kriz anlarında ne kadar özverili olduklarını, kendi yaşamlarını hiçe sayıp ne kadar insanın hayatını kurtardıklarını anlatan yaşanmış hikayeler ile doludur. Üstelik atlar sadece insan hayatını değil, kendi türünün, yani başka atların hayatlarını da kurtarmışlardır. Atlı ambulanslar, 1900’lü yılların ilk çeyreğinde hasta ve acil tıbbi yardıma ihtiyaç duyan atlar için de kullanılmışlardır. BRIGADE HASTANESİ / İNGİLTERE - IPSWICH (1908) 35 TJK’NIN SESİ AĞUSTOS 2021

RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=