2019_Temmuz
59 TJK’NIN SESİ TEMMUZ 2019 İnsülin direnci, insulin karşı dokulardaki duyarlılığın azalması olarak tanımlanır ve bu direncin oluşum mekanizması, gelişimi ve sonuçları insanlarda ve memeli hayvanlarda aynıdır. İnsülin direnci görülen canlılarda pankreastan insulin salgılanması artmıştır ve insülinin etkinliği azalmıştır. Sonuç olarak glukozun beden hücrelerine girişi azalır, karaciğerde glukoz üretimi ve yağların taşınması (lipid transport) engellenir. İnsülin dirençli atlarda, aynı insanlardaki gibi, kandaki insulin düzeyinin yüksekliği ortaya çıkarılmıştır. Böyle atlarda kandaki glukoz ve / veya insulin konsantrasyonlarında anormal iniş - çıkışlar veya kan insulin düzeyinde aşırı yükselmeler olduğu saptanmıştır. İnsülin direncinin varlığının belirlenmesi için, ağız veya damar içi yolla glukoz verilmesine veya insulin enjeksiyonuna dayanan pek çok laboratuar testi geliştirilmiştir. İnsülin hormonunun görev yapmasını veya salgılanmasını etkileyen çok sayıda, ilaç veya hormon, insulin direncinin oluşmasına neden olabilir. Bunlardan en çok görülenler şunlardır: ■ Hipofiz bezinin fonksiyon bozuklukları (Cushing Sendromu) ■ Atların metabolik sendromu (EMS) ■ Stres ve şiddetli hastalıklar Şimdi sırayla bu hastalıkları tek tek inceleyelim. Daha çok yaşlı atlarda görülen ve hipofiz adı verilen iç salgı bezinin fonksiyon bozukluğuna Cushing sendromu da denilir. Hipofiz bezi bedensel işlevler için yaşamsal önem taşıyan bir takım hormonları salgılar. Bu endokrin bezinin yetmezliği söz konusu olursa, atın derisini kaplayan kıllarda anormal görünüm ortaya çıkar. İnsüline karşı çalışan ve ona ters yönde görev yaparak insulin engelleyen kortisol üretiminde artış vardır. Atların metabolik sendromu, insanlarda görülen tip 2 diyabet (şeker) hastalığına benzer. Tip 2 diyabet hastalığı genellikle obez erişkinlerde görülür. Kandaki glukoz konsantrasyonunun yüksekliği ile karakterize olan bu hastalık, beden dokuları tarafından insulin kullanımının bozulması ile sonuçlanır. Metabolik sendrom sırasında, insulin hormonunun düzeyi kanda artsa bile, doku ve organlara yararı olmaz. Atların metabolik sendromu genellikle anormal oranda yağ depolanmış, aşırı kilolu atlarda görülmektedir. Çok küçük porsiyonlar halinde yem tüketseler bile, diğer atlara göre bu tip atlarda daha hızlı canlı ağırlık artışı kaydedilir. Metabolik sendromlu atlarda, aşırı birikmiş olan yağ dokusundan salgılanan sitokinler ve adipokinler gibi hormonlar beden hücrelerinde insulinin görev yapmasını engellerler. İskelet kası gibi dokularda yağ birikiminin hücreler üzerinde bazı toksik etkileri vardır. Buna lipotoksisite denir ve bunun etkisi altında kalan hücreler insulini gereği gibi kullanamazlar. Ayrıca yağlar inaktif durumdaki kortisonu aktif formu olan kortisol’a dönüştürerek insulin direncinin ilerlemesine hem yardım eder hem de destek olurlar. Fakat bütün kilolu veya obez atlarda metabolik sendrom veya insulin direnci gelişecek diye bir şey söz konusu değildir. Stres durumlarına ve şiddetli hastalıklara bağlı kortisol ve epinefrin gibi bazı hormonların salgılanması, insüin hormonunun etkisini kesintiye uğratır. Böyle sıradışı durumlarda stres ve hastalığın derecesine göre, atların kan glukoz konsantrasyonu yükselir. Bu durumla sıkça karşılaşılır. Belirli bir süre sonra at sakinleştiğinde veya iyileştiğinde, kan glukoz düzeyi de normale döner. Stres veya hastalık süresince kandaki glukozu düşürmek için bakım ve beslenme programında bir değişiklik yapmaya gerek yoktur. Bununla birlikte stres veya hastalıkların at üzerindeki etkilerinin atın ilgilileri tarafından bilinmesi kan testi sonuçlarının değerlendirilmesi ve durumun daha iyi anlaşılabilmesi açısından yararlı olur. İnsülin direnci görülen yarış atlarında beslenme programı yapılırken, ilk adımda bu duruma yol açan etken bulunmaya çalışılmalıdır. İnsülin direncinin altında yatan neden saptandığı zaman, ona göre alınan önlemler ve yapılan sağıtım ile hem diğer hastalık hem de insulin direnci iyileşme periyoduna girecektir. Örneğin bir yarış atında obezite veya metabolik sendrom, insulin direncine yol açmışsa o zaman amaç, atı adım adım zayıflatmak ve normal beden kondisyonuna ulaştırmak olmalıdır. Nedeni ne olursa olsun, insulin direnci gelişmiş atların beslenmesinde kan glukoz düzeyindeki dalgalanmaları engelleyecek uygun bir rasyon hazırlanmalıdır. Bu yükselip alçalmalar ki, çoğunlukla glukoz düzeyi çıkış eğilimindedir, seçilecek ideal kaba ve konsantre yem kombinasyonu ile önlenebilir. Farklı ticari hazır yemlerin kan glukozu üzerine etkisi karşılaştırılabilir. Bu konuda yem maddelerinin glisemik indeks değeri bize rehberlik eder. Bir yarış atının yediği günlük belirli bir yemin, kan glukoz konsantrasyonunu yükseltme oranının ölçülmesi ile o yemin glisemik indeksi ortaya çıkar. Başka bir deyişle, karbonhidrat içeren besinlerin kan şekerini etkileme hızlarına da glisemik indeks denilmektedir. Bilindiği gibi bütün karbonhidratlar kanda aynı hızda glikoza dönüşmezler. Glisemik indeks, karbonhidratlı besin maddelerinin kan glikoz düzeyini ne kadar hızlı etkilediklerine göre sınıflandırılmalarını sağlar. Hızlı emilen ve kan şekerinin hızlı bir şekilde yükselmesine neden olan besin maddelerinin glisemik indeks değeri de yüksek kabul edilmektedir. Dolayısıyla glisemik indeks, besin maddelerinin içindeki karbonhidrat miktarına bağlıdır. Genel olarak yüksek oranda nişasta, karbonhidrat veya diğer şekerleri içeren besinlerin glisemik indeks değeri, yağ ve fermente olabilen lif içeren besinlerden daha yüksektir. Eğer bir yarış atında insulin direnci varsa, insulin hormonunun görev yapması engellendiği için, kan glukoz düzeyi normal atlardaki gibi inip çıkmaz, hep yüksek seyreder. İnsülin hormonunun görevi, kan dolaşımı ile tüm beden hücrelerine ulaşan glukozun hücre içine girişini ve bu sayede hücreler tarafından kullanılmasını sağlamak, bundan dolayı da kan glukoz düzeyini düşürmektir. Eğer atlar glisemik indeksi düşük yemler ile beslenirlerse, kan glukoz konsantrasyonları da inişli - çıkışlı olmaz. Yüksek oranda yağ içeren rasyonların insulin dirençli atların durumunu daha da kötüye sürüklediği, son araştırmalar ile gösterilmiştir. Bu nedenle eğer atınızda böyle bir rahatsızlık varsa, düşük veya orta düzeyde yağ içeren ve düşük glisemik indeksli yemleri tercih etmek, sağlıklı ve doğru bir seçim olacaktır. Sonuç olarak insulin direnci saptanmış yarış atlarının öncelikle ideal beden ağırlığına geri dönmeleri, egzersizi veya antrenmanı aksatmadan her gün uygulamaları ve sadece gereksinim duydukları miktarda besin maddelerini tüketmeleri önerilmektedir. Bunların dışında omega 3 ve vitamin - mineral karışımları gibi bazı yem katkıları da atın eski sağlığına kavuşmasına yardımcı olacağı bildirilmiştir. En çok yaşamış olan, uzun yıllar yaşamış olan değil, yaşamanın anlamını en fazla anlamış olandır ve hayatı en çok hissetmiş olandır… Jean Jacques Rousseau A SAĞLIKLI VÜCUT ÖLÇÜLERİNE SAHİP BİR ATIN GÖRÜNÜMÜ...
Made with FlippingBook
RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=