2019_Subat
57 TJK’NIN SESİ ŞUBAT 2019 Ülkenin dört bir tarafından getirilen en usta eğiticiler bile uzun çabalardan sonra pes edince, bu “delişmen” ata “binilemez”, “başarısız at” yaftasını yapıştırıverdiler. Kimseye bedava ekmek olmayan bu dünyada, Black Jack de “beleşten” yaşayacak kadar şanslı olamazdı tabii... Hangi görevin verileceği ile ilgili ciddi toplantılardan sonra “gereği düşünüldü” ve “binicisiz at” olmasına karar verildi. Yapacak bir şey yoktu; “emir demiri keserdi”. O da her “emir kulu” gibi görev yerinin yolunu tutu. Yeni mekanı, “cenaze merasim tugayı” idi. Ama bu sıradan bir “cenaze işleri” görevi değildi. Albay ve daha üst rütbeli subayların (Başkan’a kadar yolu vardı) cenaze merasimlerinde “binicisiz at” olarak yürüyecekti. Binicisiz at geleneği, Hunları Türk sayarsak eğer, eski Türklerden, Cengiz Han zamanına kadar uzanan bir ritüeldi. Hunlar, Moğollar ve Tatarlar ölen süvarinin atının da ahir hayatında binicisine eşlik etmesi gerektiğine inandıkları için merhumun arkasından atını da feda ederler, ikisini birlikte gömerlerdi. İlerleyen yıllarda atın binicisiyle beraber gömülmesinden vazgeçildi ve cenazede binicisiz şekilde, bir merasim argümanı olarak kullanılmaya başlandı. Bin yıldan daha eskiye dayanan bu gelenekte sağrısı boş at, ölen kişinin son yolculuğunu temsil eder oldu. Cenaze merasiminde ölenin silahları ata kuşatılır, çizmeleri mahmuza ters giydirilerek yürütülürdü. Çizmelerin geride kalan ailesine son kez baktığı düşünülürdü. Bu eski Orta Asya geleneği, Amerikan ordusunda da aynı şekliyle uygulanagelmektedir. Denilebilir ki, Black Jack’i yük taşımaktan bir Türk geleneği kurtarmıştır. Her şeyin yolunda gideceği umulurken, Black Jack ilk görevinde herkesi hayal kırıklığına uğrattı. Anlaşılan “adam olmayacaktı.” Her seferinde huysuzlanıyor, temsil gereği yanında bir askerin yürümesi gerekirken buna izin vermiyor, top arabasının üzerinde taşınan cenazenin arkasında “uygun adım” yürümüyor, kısacası “hizaya gelmiyordu”. Ta ki, huyu huyuna uygun bir bakıcı gelene kadar. Sonunda Pete Duda ile anlaşmaya başlayınca işlerin yoluna girdiğine inanmaya başladılar. Nihayet Black Jack birinden “elektrik” almıştı… Yaşlandıkça biraz uysallaştıysa da partnerinin yanında yürürken sık sık korkuyordu. Cenaze törenlerinin tipik seslerine alışsa da top atışının gürültülü sesiyle hiçbir zaman baş edemedi. Gene bir cenaze merasiminde top arabasının yanında yürümeyi reddetti. Aksileşti, tüm çabalara rağmen sakinleşmedi. Cenaze katılımcıları ne yapacaklarını bilemez halde ön ayakları üzerinde zıplayıp duran, başını sağa sola, yukarı aşağı sallayan Black Jack’e kilitlenmişlerdi. Tören zar zor bitti ama ordu takımı skandal olarak gördüğü bu durumun içinden nasıl çıkacağını kara kara düşünür olmuştu. Hemen bir heyet oluşturuldu ve cenaze sahibi aileden özür dilemek için görüşme talep edildi. Merhumun yakınları büyük bir olgunluk göstererek “özür dilenecek bir şey olmadığını, rahmetlinin coşkulu bir insan olduğunu, onun ruhunun adeta Black Jack’in içine girmiş olduğunu” söylediler. Atın hareketlerine, “benzersiz bir veda olduğu” gibi manevi bir anlam yüklenivermişti. İşte o zaman merasim komutasında “şafak attı” ve “Tabii ya! Nasıl anlayamadık bunca zamandır?” deyiverdiler. Kendi kendine kahraman yaratmakta becerikli olan Amerikalılar, Black Jack’in uhrevi bir at, ölen ruhları taşımak için adeta “seçilmiş” olduğunu herkese anlatmakta gecikmediler. Ahirete intikal etmiş merhumun ruhu cenaze merasimlerinde Black Jack’in içine giriyor, onun sağa sola zıplamaları, ileri geri, aşağı yukarı kafa sallamalarıyla ahaliyi selamlıyor, son kez veda ediyordu. Bu manayla beraber cenaze törenleri daha hüzünlü bir hal aldı ve gözler rahmetlinin tabutundan çok Black Jack’te odaklanmaya başladı. Başka bir “Jack”, John F. Kennedy 22 Kasım 1963’de suikast sonucu öldürüldüğünde onun “ruhunu” taşıma görevi de Black Jack’e verilecekti. Tüm dünya Kennedy suikastına yoğunlaşmış, gözler cenaze merasimine çevrilmişti. Merasim başladığında beklendiği gibi Black Jack yerinde duramadı, dizginlerinin çekiştirilmesinden her zamankinden daha fazla rahatsız oldu, adeta dans etmeye başladı. Bakıcılarının onu zapt etme çabalarına öfkeyle itiraz ettikçe tüm Amerika, Kennedy’nin ruhunun ızdırap içinde olduğunu, kaderine isyan ettiğini düşünüp kahroluyordu. Başkanlar arasında en çok sempati duyulan, Kennedy’nin hak edilmemiş ölümüne Black Jack’le birlikte tüm ülke “itiraz” ediyor gibiydi. Başkan’ın son yolculuğunda, her zamankinden daha isyankar olan Black Jack’in ünü, bu cenazeden sonra daha da büyüdü ve neredeyse “ele avuca sığmaz” Kennedy’nin ruhunu gerçekten taşıdığına inanıldı. Jacqueline Kennedy’de bu fikri çok beğenmiş olmalı ki, eşinin göbek isminin adaşı Black Jack’i mülkiyetine almak için ordudan resmen talepte bulundu. Kennedy’nin cenazesiyle, ünü ülke sınırlarını aşan Black Jack’in ziyaretçilerinde olağanüstü artış oldu. Onu görmek isteyenler gruplara bölünerek alınıyor, ziyaretçileri bu talihli atı pastaya, keke, çeşit çeşit yiyeceğe boğuyordu. Bu “matem taşıyıcısı”, ABD’nin emekli başkanları Herbert Hoover (1963), Lyndon B. Johnson (1964), General Douglas Mac Arthur’un (1973) cenazelerinde de görev aldıktan sonra 1 Haziran 1973’de emekli oldu. Sağrısına hayat boyu kimseyi bindirmeyen bu gururlu at, 6 Şubat 1976’da böbrek yetmezliği ve karaciğerden kaynaklanan hastalıklardan dolayı iyileşemeyecek seviyede hastalanınca veterineri Capt. John Burns’ün tavsiyesi ve ordu komutasının onayıyla uyutuldu. Doğduğu yere tam onur ve en üst düzeyde temsille gömüldü. Binden fazla cenazede görev almış bu atın merasimine, Başkan Richard Nixon bir mektupla katıldı: “Amerikan Ulusu en zor zamanlarda matem yükümüzü taşıdığı için Black Jack’e minnettardır.” diye yazdı. Cenazesinden sonra da her doğum gününde aynı önem verilerek anıldı. Komançi’nin ardından (Komançi için bkz, TJK’nın Sesi, sayı, 227) “Amerikan Ulusu’nun 100 Büyük Kahramanı” listesine giren ikinci at oldu. Bir atın adı şahsiyeti sayesinde Generaller, Mareşaller, Başkanlarla birlikte anıldı. Her insana nasip olmayacak şekilde tarihe geçti. Başkanlarla aynı mezarlığa gömülecek kadar onur bahşedildi. Bir ölenin arkasından ne söylenirse onu söyleyelim, “Mekanı cennet olsun” diyelim ama o dünyayı cennetteymiş gibi yaşamıştı zaten… G E N E R A L D O U G L A S M A C A R T H U R A B D B A Ş K A N I L Y N D O N B . J O H N S O N A B D B A Ş K A N I H E R B E R T H O O V E R
Made with FlippingBook
RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=