2019_Ocak

tlı ulaşım sadece kırsal alanın uzun mesafeleri için değil, sınai gelişimin yarattığı kentler içinde de vazgeçilmez bir unsurdu. Antik Roma’dan beri yol standartları bile atlı arabaların ölçülerine göre belirlendi. Tek şeritli yol genişliği, iki atın çektiği bir arabanın ölçüsüne göre saptandı ki, bu ölçü bugün de geçerlidir ve binek otomobiller antikiteden bu yana aynı ölçü esas alınarak yapılagelmiştir. 19. yy’da büyüyen kentler ve yoğunlaşan nüfus, beraberinde atlı araba trafiğini de getirdi. Şehir merkezlerinde bugünküne benzer bir trafik sorunu, çözüm arayışları için de bir çabayı gerektiriyordu. İşte, “kadersiz” ama yetenekli Joseph Hansom tam da gerektiği zamanda, “sistem tarafından” şahsen takdir edilmese de “takdire şayan” bir şey icat etti. Joseph Hansom, 26 Ekim 1803’de York Şehri’nde sıradan bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Babasının yolundan giderek onun yanında çıraklık yaptı ve iyi bir marangoz oldu. Zeki ve yetenekli bir insan olarak marangozlukla yetinmeyerek mimarlık okudu. Başta Playmouth Katedrali olmak üzere yüzlerce bina tasarladı. St. Georges Roma Kilisesi, Sheffield ve Galler’de kolej binaları inşa etti. 1825’de evlendi ve 1828’de kendine bir ortak edinerek şirket kurdu. Ancak, “yanlış zamanda yanlış yerdeydi” ve işler ters gitmeye başladı. Birmingham Belediyesi Binası inşaatı için açılan ihaleyi 67 başvuru arasından seçilerek kazandı ancak inşaat sırasında şirketi iflas etti. Büyük borç yükü ile karşı karşıya kalan Hansom, tam bu sırada iki atlı arabaların yarattığı şehir trafiğini hafifletecek bir icatta bulundu. Bu icat ilk Taxi idi. Önceleri “Hansom güvenlik kabini” olarak anılan icadı, ağırlık merkezinin maharetli tasarımı sayesinde virajları daha hızlı ve güvenle alıyor, tek at tarafında çekildiği için caddelerde trafiğe takılmadan hızla yol alabiliyordu. İstediğiniz yerde binip - inebildiğiniz için arabanızı park etme ve atlarınıza mukayyet olma gibi sorumluluklardan sizi kurtarıyordu. Kısa bir süreliğine “kiralanan” bu aracın karşısında geleneksel yöntemin rekabet etme şansı yoktu. Bir seferde iki, hatta üç yolcu “kabin”e sığabiliyordu. Yolcular oturduğu yerden tavandaki bir açıklık vasıtasıyla sürücüyle iletişim kurabiliyor, para alış - verişinde bulunabiliyordu. Bu açıklığı ve pencerelerindeki perdeleri istediğiniz zaman kapatarak mahremiyetinizi koruyabiliyordunuz. Atın toynaklarından fırlayan taş ve çamurdan korunmak için eklenmiş çamurluklar, kabin içi döşemeleriyle, Hansom’un icadı büyük bir hızla şehirlere yayıldı. Hızı, diferansiyel fonksiyonundaki başarısı ve tek atla çekildiği için iki atla çekilen dört tekerlekli arabaya kıyasla daha ucuz olması sayesinde, suç mahalline çabuk ulaşmak isteyen polis tarafından da tercih edilir oldu. Daha sonra bu tasarıma “Taximetre” (mesafeölçer) eklendi ve vazgeçilmez bir ulaşım aracı oldu. 1834’de patenti alındıktan kısa bir süre sonra İngiltere’de 7.500 adet “Hansom Cab” kent sokaklarında dolaşmaya başlamıştı. Aynı karakteri taşıyan diğer kentlere; Dublin, Paris, New York ve St. Petersburg’da yaygınlaşması uzun sürmedi. Sınai gelişimin devrimci etkisiyle sayısız icat 19. yy’ın başlarında toplum yaşamına büyük bir hızla girdiğinde, patent yasaları ve bu konudaki düzenlemeler kapitalizmin hızına yetişemedi. Hansom icadının patentini almış olsa da, taklitleri ve patentsiz üretimler yüzünden ürününün semeresini göremedi. Eline geçen “üç - beş kuruş” da müflis şirketinin borçlarını ödemek için kullanıldı. Üretimin durmak bilmeyen karakteri atlı arabaların yerine otomobilin geçmesini sağlamış olsa da, 1947’de dahi “Hansom Cab” Londra sokaklarında dolaşıyordu. Joseph Hansom hayatı boyunca bir “oh” çekememiş olsa da icadının yerine otomobillerin geçmesiyle sayısız at rahat bir nefes aldı. “Kadersiz Joseph”in elinde de icadının kendi adıyla anılması dışında bir şey kalmadı… A

RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=