2019_Mayis
75 TJK’NIN SESİ MAYIS 2019 Bu yoğun antrenman ve yarışma programının yanında, başarılı bir binici olduğunuzu ve birçok kupa kazandığınızı biliyoruz. Biniciliğe nasıl vakit ayırıyorsunuz? Ben, biniciliğe atlardan çok korkarak başladım. Hatta, hiç başlamak istemiyordum. Atları ilk gördüğümde anneme, “Anne... Ejderhaların soyu tükenmemiş... Hala yaşıyorlar. Dinozorlar burada...” demiştim. Bunu hiç unutamıyorum. Atlar bana çok büyük gelmişlerdi ve ilk zamanlarda çok kokuyordum. Bu nedenle binicilik antrenmanlarına da gelmek istemiyordum. Binicilik antrenmanlarına başladığım at da biraz hırçın bir attı. Özellikle düşmekten çok korkuyordum. Binicilik antrenmanlarına başladıktan bir sene sonra ilk düşüşümü yaşadım. Ondan sonra birçok defa düştüm tabii ama ilk düşüşümden sonra baktım ki bir şey olmuyor, o zaman korkulacak bir şey olmadığını anladım. Atları tanıdıkça ve onları sevdikçe, aramızda çok daha farklı bir bağ gelişti. Beni anladıklarını hissediyorum. Ayrıca, atlar hislerimi anlayıp ona göre tepki veriyorlar. Atlar çok özel canlılar. Pentatlonda da en farklı branş binicilik. Başka bir canlı ile bütün olmaya çalışıyorsunuz. Biniciliği ve şu anda antrenman yaptığım atımı gerçekten çok seviyorum. Atımı özlüyorum, onun da beni özlediğini hissediyorum. Atıma bindiğimde onunla konuşuyorum. Bunlar çok güzel duygular. Atlara olan sevginiz ve binicilik, spor hayatınızı nasıl etkiliyor? Biniciliğe başlayıp, atlar ile yakınlaştıktan sonra hayvanlara karşı olan bakış açım değişti. Atlar, çoğu insandan daha sadıklar, koşulsuz ve karşılıksız seviyorlar. Hani derler ya, “Ata dostun gibi bak ama düşmanına binermiş gibi bin...” Gerçekten öyle... Antrenmanlarda ve müsabakalarda, kimi zaman o beni deniyor, kimi zaman ben onu deniyorum. Tabii, bu ilişkimiz zamanla, düşe - kalka gelişti. Kimi zaman o inat etti, kimi zaman da ben inat ettim. Bu sürecin, biniciliğin ve atların bana kattığı en özel şey, o gün mutsuzsam, sinirliysem ya da üzgünsem, binicilik antrenmanından sonra bütün kötülüklerden arınmış, tamamen motive olmuş ve çok rahatlamış hissediyorum. Bu duygular gerçekten de çok özel. Ata dokunup, onları sevip, öpünce kendimi çok daha iyi hissediyorum. Bu da spor hayatımı olumlu yönde etkiliyor. Önümüzdeki süreçte hedefleriniz nelerdir? Benim en büyük hedeflerimden biri olimpiyat şampiyonu olmak, diğeri ise en az dört tane olimpiyata katılabilmek. Birincisini tamamladım, inşallah diğerleri de madalya ile birlikte gelecek. Tabii, Dünya ve Avrupa Şampiyonlukları her zaman hedefimde olacaklar. Bunlar haricinde, benim binicilik ile ilgili de birçok hedefim var. Fakat, malesef kendi atım olmadığı için yarışmalara giremiyorum. Ayrıca, bir pentatlon sporcusu olarak, çok masraflı bir branş seçtim. Her bir spor dalının ayrı bir maliyeti var. Ne yazık ki, ülkemizde sponsorluk açısından pek destek göremiyoruz. Aslında, hiç destek göremiyoruz. Bizi destekleyen insanların sayısı o kadar az ki... Başarı var ama destek yok. Maalesef, bizde başarı desteklenip de alınmıyor; önce başarılı olup kendinizi ispatlamak, daha sonra desteği almak zorundasınız. Ben bunu da başardığımı düşünüyorum ama inşallah ileride çok daha iyi yerlerde olacağım. Her insanın, hayatında en azından bir defa biniciliği deneyimlemesi gerektiğini düşünüyorum. Spor olarak yapamasalar bile mutlaka atlar ile bir araya gelip, onlara temas etmeleri, atları sevip onlarla bir bütün olmaları, kendilerine çok şey katacaktır. Ülkemizi dünya arenasında temsil eden İlke Özyüksel’in herkesçe bilinmeyen bir hikayesi daha var. Doğduktan iki hafta sonra kendisine, damarların kontrolsüz bir şekilde çoğalması ile ortaya çıkan Hemanjiom Hastalığı teşhisi konulunca ilk mücadelesine başlayan İlke, ABD’den 3 günlüğüne konferans için gelen bir Türk doktor tarafından tedavi edilmiş. Fakat hala nefes almakta zorlanan milli gururumuz, 2016 Rio Olimpiyatları için ameliyatını ertelemiş. Azmi sayesinde hastalığını yenen İlke, spor kariyeri boyunca kendisinden desteklerini esirgemeyen ailesi için de savaşmış. Görme engelli olan annesi Gülcan Özyüksel, göğsüne taktığı sayısız madalyanın pırıltısını göremese de bu onu yıldırmamış. Babasının kanser hastalığına yakalandığını öğrendiğinde ise ailesinin moralini yüksek tutmak için daha da hırslanmış. Her yarışması bir Türkiye rekoruyla sonuçlanan ve bunun yanında 6 tane dünya rekoruna imzasını atan İlke Özyüksel, henüz sadece 22 yaşında olmasına rağmen spor kariyerine, bir olimpiyat ile birçok Dünya ve Avrupa Şampiyonluğu sığdırmış. 10 – 14 Nisan 2019 tarihleri arasında, Bulgaristan’ın başkenti Sofya’da düzenlenen 2019 Uluslararası Modern Pentatlon Dünya Kupası’na katılan İlke, babasının durumu ağırlaşınca erken dönmek zorunda kaldı. Sırf bize verdiği sözü tutmak için yoğun bakımdaki babasının yanından kısa süreliğine ayrılan İlke Özyüksel ile gerçekleştirdiğimiz röportajımızı okudunuz. Biz bu sayfaları hazırlarken, İlke Özyüksel’in babası Hakkı Özyüksel’in vefat ettiği haberini aldık. TJK’nın Sesi Dergisi ekibi olarak kendisine başsağlığı diliyoruz. Sen hep güçlü ol İlke, her zaman savaşmaya devam et... ÜNİVERSİTELER ARASI TÜRKİYE PENTATLON ŞAMPİYONASI...
Made with FlippingBook
RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=