2019_Eylul

67 TJK’NIN SESİ EYLÜL 2019 ilattan sonra 79’un Ekim ayında, İtalya’daki Napoli yakınlarında bulunan Pompei Kasabası’nda yaşayan insanlar, o gün başlarına gelecekleri tahmin bile etmeden güneşli bir sabaha uyanmıştı. Kadınlar, aileleriyle birlikte kent merkezinde kurulacak pazar için hazırlıklara başlamış, köpekler ve çocuklar etrafta koşuşturmakla, atlar ise ahırlarında, güneydeki Ravello Kasabası’ndan kendileri için özel olarak getirilen mahsullerin tadını çıkarmakla meşguldü. Sahille burun buruna bu deniz kasabasında halkın refahı son derece yerindeydi. Öyle ki, yiyeceklerin bolluğu ve düzenlenen görkemli eğlencelerin namı, tüm Roma İmparatorluğu’na yayılmıştı. Bu sebeple, ülkenin dört bir yanından sayısız ziyaretçiye ev sahipliği yapan kasabanın o günkü nüfusu dönemin diğer yerleşimleriyle kıyaslandığında azımsanmayacak derecede kalabalıktı. Pompei’yi cazibe merkezi haline getiren tüm bu unsurlara rağmen hemen yanı başında duran tehditkâr komşusu Vezüv Yanardağı’nın varlığı bile halkı zaman zaman tedirgin etmeye yetiyordu. Kasaba halkı, yanardağın farklı zaman aralıklarındaki ufak patlamalarına alışkın olsa da durumun kendileri için ne denli büyük bir felakete yol açacağını fark ettiklerinde iş işten çoktan geçmiş olacaktı. Roma İmparatorluğu’nun incisi Pompei’de yaşayan insanlar için gayet sıradan olarak başlayan bu Ekim gününde yaşananlar bir anda umulmadık noktalara geldi. Bir süredir doruklarından yoğun şekilde duman ve kül püskürten Vezüv Yanardağı, muazzam bir kuvvetle öğlen saatlerine doğru patladı. Bu amansız doğa olayına son derece savunmasız yakalanan halk, patlamanın yarattığı yer sarsıntısı ve sis bulutunun içinde sağa sola kaçışmaya başladı. Ahırlarında keyif süren atlar da, ortaya çıkan bu önüne geçilemez güç karşısında devreye giren içgüdüleri doğrultusunda korkuya kapılıp, bağlı oldukları yerde çaresizce çırpınmaya başladılar. Telaş içinde ahıra giren at sahipleri, rüzgâr hızıyla koşum takımlarını atlarına giydirmeye başladı; tek amaçları ailesiyle birlikte bölgeden en hızlı şekilde uzaklaşabilmekti. Ancak ne yazık ki, yanardağdan püsküren zehirli buharlar ve toz bulutları nedeniyle sahipleri atlarıyla birlikte amaçlarına ulaşamadan orada can verdiler. Böyle bir hüzünlü sona sahip bu hikâyenin varlığı çok uzun bir süre gizli kaldı. 1900’lerin başlarından günümüze dek bölgede yapılan arkeolojik kazılar, sahiplerini bu amansız felaketten kurtararak kahraman olmalarına ramak kalmış, fakat talihsiz şekilde yaşamlarını yitiren bu antik atların öyküsünü gün yüzüne çıkardı. Yüksek rütbeli bir Roma Generali’ne ait olduğu tespit edilen villanın Napoli Körfezi ve Capri Adası’na hâkim muhteşem bir manzaraya sahip olduğu, bulunduğu konumdan yola çıkılarak ön görülüyor. Bu gösterişli villanın hemen yanında bulunan ahırlarda birçok at bulunuyordu. Ancak, M. S. 79 yılında yaşanan volkanik patlama öylesine büyük bir yıkıcı güce sahipti ki, zamanının en gözde yerleşim yerlerinden biri olan Pompei’yi neredeyse haritadan sildi. Kasabanın güzelliklerine dair her şey toprak altında kaldı. Son derece trajik hadiselere sebebiyet veren bu doğa olayını daha da ilginç hale getiren unsurlar ise kazılar ilerledikçe ortaya çıktı. Patlama esnasında yayılan kül bulutları ve zehirli dumanlar sebebiyle yaşamlarını yitiren kasaba halkının cansız bedenlerinin, olaydan 2000 yıl sonra düştükleri yerde hiç bozulmadan heykelleşmiş vaziyette kaldığı anlaşıldı. Araştırma ekibinin başındaki arkeolog Massimo Osanna, “Kazılar yüz yıldan fazla bir süredir devam ediyor ve halen yeni bulgular elde ediyoruz. Cansız bedenlerin olay esnasındaki halleriyle bu şekilde kalması, bizlere, bu insanların son anlarını daha iyi tahlil etme imkânı sunuyor. Son dönemde bu kazı alanını daha da ilginç hale getiren ise, gün yüzüne çıkarılan bir villanın yanında bulunan ahır içinde benzer pozisyondaki atları bulmamız oldu” şeklinde konuştu. Villanın duvarlarında bulunan sembollerden ve toprak altından çıkarılan eşyaların yardımıyla, bu evin Romalı yüksek rütbeli bir generale ait olduğu tespit edildi. Ayrıca, ahırlarda bulunan atların askeri koşum takımlarının da hala üzerlerinde bulunması da bu kanıyı destekler bir nitelik taşıyordu. Sonuç olarak bu durum, arkeologların zihinlerinde bir senaryonun belirmesine sebep oldu; General ve ailesi, o büyük kargaşa içinde süratle kaçabilmek üzere ahıra yönelmişler ve atlarını yolculuğa hızlıca hazırlamışlar ancak kapıdan bile çıkamadan, yoğun kül bulutu ve zehirli gazlardan etkilenerek hayatlarını kaybetmişler. Bu acı olayın tasviri, trajedinin büyüklüğünün anlaşılmasında önemli bir rol oynadı. Cansız bedenlerin bu şekilde taşlaşmış vaziyette bunca yıldır korunması ise, kül ve toz bulutlarının olay esnasında vücutları kaplaması ve toprak altında binlerce yıllık sürecin ardından katılaşmasıyla açıklanıyor. Roma Dönemi’nde, farklı bölgelerden birçok insanı ağırlayan Pompei, günümüzde de her yıl binlerce turistin uğrak yeri konumunda. Birçok insanın akın ettiği Napoli Müzesi’nde örnekleri bulunan, doğal yollardan oluşmuş bu antik heykellerin hikâyesi, kasabayı binlerce yıl sonra yeniden cazibe merkezi haline getirmeyi başardı. M ALANDA ÇALIŞMALAR DEVAM EDİYOR...

RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=