2018_Subat
68 enim çocukluğum Burgazada’da geçti ve ilkokulu burada bitirdim. Adalar’da ulaşım faytonlar ile sağlanırdı. Bu faytonlara da genelde yarış kariyeri sona eren atlar koşulurdu. Yük çektikleri için hallerine çok üzülürdüm. İşte, atlara olan sevgim de bu dönemlerde başladı. Fakat, iş dünyasının yoğunluğu sebebi ile 1987 senesine kadar, bu tutkuma yeterli vakti ayıramadım. Bu tarihte, lisansımı aldıktan sonra, “hayatım, atlar oldu” diyebilirim. 1990 senesinden sonra da özellikle, ulusal yarış takvimini takip eden müsabık bir binici oldum. Binicilik hayatım boyunca da birçok atım oldu. Hatta, son 25 yıldır, on taneden az atımın olduğunu hatırlamıyorum. Ayrıca, yaklaşık 20 yıldır da yetiştiricilik yapmaktayım. Şu anda, neredeyse 60 yaşındayım fakat hala iş dünyasından fırsat buldukça gençlerle yarışıyorum. Yarıştığım gençlere de örnek olmaya çalışıyorum. Bugüne kadar edindiğim tecrübelerimi ve bilgi birikimini de bir bedel talep etmeden, kalbinde at sevgisi olan herkesle paylaşıyorum. Binicilikte dünyada ne konumdayız? Atçılığın ülkemizde ve dünyada nasıl yapıldığını araştırdığım yıllarda, ailem ile birlikte bir müddet Fransa’da yaşadık. Dolayısıyla, kendisi de bir binici olan oğlum Ali Çavdarlı ile birlikte Belçika, Hollanda ve Fransa üçgeninde dünyaca ünlü eğitmenlerden binicilik dersleri alma fırsatımız oldu. Örneğin, olimpik biniciler Nelson ve Rodrigo Pessoa’nın Belçika’da bulunan tesislerinde iki yıl boyunca dersler aldık. Güney Fransa’da yer alan Mougins, Domaine d’Argeville’de, Pablo Picasso’nun torunu, Flore Picasso’ya ait olan çiftlikte dört adet atımız bulunuyordu. Bu atlarımızla da beş yıl boyunca Almanya, Hollanda, Belçika İtalya, İspanya ve Fransa’da düzenlenen uluslararası binicilik müsabakalarına katılarak tecrübe kazandık. Bu zaman içinde, Batı’da yapılan atçılığı, yakından inceleme fırsatımız oldu. Artık yurtdışında yarışmıyoruz. Çünkü, yurtdışında yapılan atçılığı gördükten ve onlarla mücadele etmek için sosyal ve ekonomik olarak hangi noktada bulunmamız gerektiğini algıladıktan sonra, kendi gerçeğimize dönmenin daha akılcı olduğuna karar verdik. Birçok konuda olduğu gibi Batı, at ve binici sayısı ve kalitesi açısından bizden çok daha ileri bir konumda yer alıyor. Orada başarılı olmak çok daha zor. Ayrıca, kişi başına düşen milli gelir de çok daha yüksek. Dolayısıyla, her şey akılcı, teknik ve bilimsel olarak ilerliyor. Bu durum da spora doğru orantıda yansıyor. Ayrıca, sponsorlardan aldıkları güç ile birçok yarışmaya katılarak, kendilerini geliştirme imkanını bulabiliyorlar. Şunu da belirtmek isterim, Doğu ile Batı arasında, at kültürü açısından büyük farklar var. Bizim gibi orta kuşakta yer alan ve Batı’yı görme imkanı bulan biniciler olarak, orada edindiğimiz tecrübeleri ve bilgi birikimini kendi ülkemize taşımaya çalışıyoruz. Yarışçılık dünyası ile nasıl tanıştınız? Ben, Sipahi Ocağı binicisiydim. O yıllarda, hem yarışçılık dünyasında hem de binicilik dünyasında başarılar elde etmiş olan Narin Ailesi, Alkan Ailesi ve Özcan Ailesi ile tanışma fırsatım oldu. Onlar ile tanıştıktan sonra, yarışçılık dünyasına merak duymaya başladım. Ülkemizin atçılık koşullarına baktığımızda, birçok konuda Avrupa’dan geride olduğumuzu görüyorsunuz. Ben de ülkemiz atçılığına bir şeyler kazandırmak için yarışçılık dünyasında yer almaya karar verdim. Buna at sevgisini de ekleyince, İngiltere’ye gittim ve buradan taylar ve kısraklar alarak ülkemize getirdim. Daha sonra, yarış sektörünün zorlu mücadelesi içine girdiğimi söyleyebilirim. Yarış yerinde, yaklaşık onbeş yıl kadar at koştuk. Aşırı iddialı olmasak da hedeflediğimiz kadar da başarılı olamadık. İnsanlara at sevgisini aşılayabilmenin çok özel bir şey olduğunu ve bir çocuğu gülümsetmenin, tabiata saygı duymasını sağlayabilmenin, bizlerin doğal görevi olduğunu düşünüyorum... ‘‘ ‘‘ B HASAN ALİ SAY ARDA OLGAÇ Bu röportajı Youtube kanalımızdan izleyebilirsiniz. / TJK’NIN SESİ
Made with FlippingBook
RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=