2018_Subat

37 TJK’NIN SESİ ŞUBAT 2018 S amsun’da atçılığın izini sürdüğümüz yolculuğumuzda ilk durağımız, Çarşamba İlçesi’ne bağlı olan Demirciler Mahallesi oldu. Burada, atadan atçı bir aileye mensup olan Şenol Demir ile konuştuk. “Babam, Ekrem Demir eskiden eşek ile yük taşırmış. Sonraki yıllarda yine yük taşımak için irice bir Rahvan atı satın almış. Burada düzenlenen bir mahalli yarışa katılıp derece yapınca, diğer yarışlara da katılmaya başlamış ve başarılar art arda gelmiş. Bana bakmayın, ben biraz uzunum, fakat, babam tam da bir jokeyin fiziksel özelliklerine sahip bir adamdı. Gün geçtikçe, diğer bölgelerde de yarışmalara katılmaya başlamış ve ünü yayılmış babamın. Biz de, babamızın izinden giden bir nesil olduk. Amcam, abilerim, halamın çocukları, hepsi birer jokey oldular. Türkiye’de Rahvan jokeylerinin üçte ikisinden de fazlası Demir Sülalesi’ndendir diyebiliriz. Farklı soyadları görseniz bile, onlar da muhtemelen halamın çocuklarıdır. Ben de kendimi bildim bileli jokeylik, antrenörlük, nalbantlık, yetiştiricilik, pansiyonerlik ve belgesiz olarak yarı veterinerlik yapıyorum. En azından atımın bir problemi olduğunda, veteriner gelene kadar ne yapmam gerektiğini çok iyi biliyorum. Ayrıca, kendi atlarım ile yarışlara katılıyorum. Yarış sezonu geldiği zaman, atçılar olarak toplanıyoruz ve yarışlara göre başarılı olabilecek, derece yapmış olan atları belirliyoruz. Daha sonra, seçtiğimiz bu atlarımızı vanlarına yükleyip hep birlikte yola çıkıyoruz. Gittiğimiz yarışlarda da, Karadeniz Bölgesi’ni en iyi şekilde temsil etmeye çalışıyoruz. Uzun yıllar boyunca Çarşamba’da bulunan pistimizde de yarışlar düzenledik. Fakat, pistimizin olduğu yer, park alanı olarak değerlendirildiği için bir süre bu yarışalara ara vermek zorunda kaldık. Şimdi, bölgedeki atçıların da desteği ile yeni yarış pistimiz yapıldı. Geleneksel Spor Federasyonu da bize yılda bir defa yarış düzenleme hakkı tanıdı. Yarışmalara hazırlandığımız zamanlarda kendi aramızda meydan okumalar oluyor. Mesela, yine eski atçılardan Salim Hafız’ın torunu, İsa İleri’ye çok takılırım. “Güvendiğin bir atın varsa gel, ben hazırım...” dediğimde, eğer gözü keserse, “Geliyorum, hadi...” der. Ama, gözü kesmezse, “Şimdi kış mevsimi, ben at binmiyorum” der. İşte, bu şekilde birbirimize takılıyoruz. Ayrıca, iddialı karşılaşmalarda kaybeden kişi bir kuzu alır. Bütün atçılar ile birlikte toplanır sofralar kurarız. Rahvan’da, oğul - babaya, kardeş - abiye geçilmemek için elinden geleni yapar. Onur için yarışırız ve at hakkı yemeyiz. Zaten bilerek geçildiğinizde, birkaç defa başı tutulan at küser ve yarışmak istemez. Atlar benim mesleğim, işim, hobim, kısacası her şeyim. Atlara bağımlı olduğumu söyleyebilirim. Terme’de düzenlenen ilk müsabakama katıldığımda, 9 yaşındaydım. 17 yaşında Balıkesir’in Susurluk İlçesi’nde düzenlenen geleneksel Karapürçek Rahvan At Yarışları’nda, babamı da geçerek, Türkiye birincisi olmuştum. Daha sonra, birçok kez derece aldım. Şu anda Erzurum, Gaziantep gibi İllerimiz’de yaşayan at sahipleri, eğitim vermem için atlarını bana gönderiyorlar. Ayrıca, hala nal çakıyorum. Fakat, baktığım at sayısı fazla olduğu için ancak bölgemizdeki atların işleri ile ilgilenmeye zaman bulabiliyorum. 19 Mayıs Üniversitesi Hayvan Hastanesi’nin Samsun’da oluşu da atlarımızın aşıları, diş törpüleri ve diğer ihtiyaçları için veteriner hekimlerin yardımını almamızı sağlıyor.” YAŞAR AKBAŞ / ŞENOL DEMİR / ERİŞ AKBAŞ Rahvan atı dediğin, ön ayakları rahvan giderken, arka ayakları öyle “Hartadanak! Hartadanak!” dört nal yapmayacak.

RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=