2018_Nisan

67 TJK’NIN SESİ NİSAN 2018 R asyon adını verdiğimiz, yarış atlarının tükettiği günlük toplam yem miktarının bir kısmını konsantre yem denilen, hazır ticari yemlerde de çoğunlukta olan taneli yemler karşılar. Diğer bir kısmı ve belki de sindirim sistemi için yaşamsal önemi olan kaba yemlerdir. Bunlar çayır otu, yonca, vb. gibi yeşil ve kuru otlardır. Yarış atlarına verilen ot çeşitleri çok farklıdır. Bu konuda pek çok seçenek olduğu için, doğru tip ot bulmak ve atların tüketimine sunmak önemlidir. Atlar da diğer otçul hayvanlar gibi, gün boyunca azar azar otlayarak beslenirler. Sindirim sistemleri günde bir veya iki öğünde bolca yem yiyip, birdenbire midelerini dolduracak şekilde beslenmeye alışık değildir. Atları kendi boyundaki ve ağırlığındaki diğer otçul hayvanlarla kıyaslarsak, nispeten küçük bir mideye, normal boyutlarda ince barsaklara ve geniş kalın barsaklara sahip olduklarını görürüz. Bu nedenle, kısa sürede çok miktarda yemin mideyi doldurması, bunların yeterince sindirilmeden ince barsaklara geçişine neden olur. Sonuçta, başta sancı olmak üzere sindirim rahatsızlıklarına öncülük eder. Sindirim sisteminin düzenli ve normal çalışması için, gerek haralarda ve gerekse hipodromlarda atlara gün boyunca azar azar ve sık sık yem verilmelidir. Burada yemden kasıt, hem taneli yem hem de kuru ot gibi kaba yemlerdir. Yarış atlarına verdiğimiz kuru veya yeşil otlar ile diğer kaba yemler, onlara çeşitli besin maddeleri kazandırdığı gibi, tokluk duygusu da verir. Bir atın sağlığını koruması ve sindirim sisteminin düzenli çalışabilmesi için, her gün beden ağırlığının yaklaşık yüzde ikisi kadar ot tüketmesi gereklidir. Örneğin, yetişkin bir yarış atı 450 kg geliyorsa, her gün en az 9 kg ot tüketmelidir. Bu oran atın yaşı ve çalışma durumu etkenlerine bağlı olarak değişebilir. Fakat yarış atlarının rasyonlarında, ot hesaplanması en önemli konulardan bir tanesidir. Yarış atlarının tükettikleri otlarda çeşitli düzeyde ham protein, kalsiyum, fosfor, magnezyum ve potasyum gibi mineral maddeler ile diğer sindirilebilir besin maddeleri bulunur. Bunların kompozisyonu, otların yetiştiği toprağa, otun türüne, kesim - biçim zamanına ve saklama koşulları ile saklama süresine bağlı olarak değişiklik gösterir. Çoğu at sahibi, harasının bulunduğu bölgeden veya civarından ot temin ederek atlarına verirler. Bu nedenle haranın kuruluşunda toprak yapısı, bitki örtüsü ve bölgenin iklimi önem taşır. Genel olarak atların yediği otları iki grup halinde toplayabiliriz. Yonca türleri gibi bitkileri içeren baklagiller ve diğer çayır otları. Yaygın olan at beslenmesinde bu iki grup değişik oranlarda karıştırılarak atlara verilir. Fakat çayır otunun ağırlığı, yonca türlerine oranla daha fazladır. Baklagillerin, diğer çayır otlarından daha fazla miktarda protein içerdiği bilinmektedir. Bu nedenle ağır iş yapan, yarış koşan, süt veren atlar ile genç taylara ve zayıf atlara daha fazla verilmesi önerilmektedir. Yoncanın tadı atlar tarafından beğenildiği için çabuk tüketilir. Atın kaba yem gereksinimi hiç bir zaman sadece yonca gibi baklagiller ile karşılanamaz. Her zaman çayır otları veya tahıl otları ile karıştırılarak verilmelidir. Yüksek protein içermesinden dolayı, böbreklerinden hasta olan atlar yonca vb. baklagiller ile beslenmemelidir. Pek çok çayır otunun, içerdiği protein oranı düşüktür. Yoncaya göre daha ucuzdur. Ekstra bakım ve enerji istemeyen atlar için ideal bir kaba yemdir. Yoncanın içerdiği enerji miktarı da, çayır otundan fazladır. Yonca ile beslenen yarış atlarına, daha az çayır otu verilerek besin maddeleri gereksinimi karşılanabilir. Çayır otu için geçerli sayılamayacak bir tehlike, yonca için vardır. Hem yüksek protein, hem de yüksek enerji içerdiği için, kısıtlı verilmediği zaman sancıya ve aşırı kilo alımına neden olabilir. Yetiştiği bölgeye göre değişmekle beraber, yoncada yaklaşık % 18 - 19 ham protein vardır. Fazla verilirse idrar miktarının artışına ve bedende üre artışına yol açar. Böbrek rahatsızlığı olan atlarda durum daha da kötüleşebilir. Doğru zamanda biçilmiş yonca iyi bir vitamin ve mineral kaynağı olarak kabul edilir. Yeni kesildiği zaman yüksek oranda C Vitamini taşır. Saklama koşullarına bağlı olarak bu vitamini zamanla kaybeder. Kalsiyum ve fosfor bakımından da zengin olduğu için özellikle taylara büyüme döneminde verilmesi önerilmektedir. Kuru otun besin değeri pek çok faktöre bağlıdır. Erken kesilmiş otlarda su oranı fazladır. Buna bağlı olarak besin değeri düşüktür. Saklama süresi uzadıkça kuru otun içerdiği kimi besin maddelerinde de azalma olur. Ayrıca otların biçildiği tarla veya meralarda çeşitli tarım ilaçları kullanıldı ise, bunlar otlar aracılığı ile atlarda akut veya kronik zehirlenmelere yol açar. Otların içerdiği gerek tarım ilaçları ve gerekse küf toksinleri karaciğer yıkımına neden olur. Mantar ve toksinler tarlada taze bitkilerde bulunabileceği gibi uygun olmayan koşullarda saklanan otlarda da görülebilir. Balyalanmış otlarda nem oranının % 13 - 14’ü geçmemesi gerekir. Bunun üzerindeki nemli otlar, iki - üç hafta boyunca terlemiş gibi nemli görülürler. Karanlık ve nemli ortamlar küf mantarlarının üremesi için idealdir. Atlara verilmeden önce balya iyice açılmalı ve özellikle orta kısmının renk ve kokusu muayene edilmelidir. Otun içindeki dikenli bitkiler ağızdan yaralar açabileceği gibi, içerdiği koku ve çeşitli kimyasal maddeler göz, burun ve solunum yollarında yangılara neden olabilir. Ülkemizde genellikle dikdörtgen prizması gibi balyalanan otlar silindir şeklinde de balyalanıp saklanır. Yuvarlandığı için taşıması daha kolaydır. Fakat, küçük balyaların daha kolay kullanıldığı ve daha hijyenik olduğu ileri sürülmektedir. Balya büyük olursa, içine ölmüş kemirici, sürüngen hayvan parçaları da girebilmektedir. Kuru otun besin değerini saklama ortamının ısısı ve neminden başka, zaman da etkiler. Otun içerdiği besin maddeleri, kesimden itibaren azalmaya başlar. En uygun koşullarda bile saklansa, bu kayıp kaçınılmazdır. Ilık ve nemli ortamlarda, üreyen küf, bakteri ve böcekler otun içerdiği besin maddelerini tüketerek zarar verirler. Ayrıca, açık ortamda saklanan kuru ot balyalarına, hava koşulları ve kemirgenler de zararlı olurlar. Nemli, tozlu, kolayca kırılan otlar, atlar için cazip değildir ve istemeyerek tüketmek zorunda kalırlar. Bundan başka böyle otların, atların sağlığını bozma riski de vardır. At sahipleri, ister kendi atını kendi yetiştirsin, isterse dışarıdan satın alsın, otun besin değerini en üst düzeyde tutmak ve korumak için en uygun zamanda balyalanması gereklidir. Saklama ortamındaki nem kadar otun içerdiği nem de önem taşır. Eğer balyalanan otlarda nem % 20’den fazlaysa, kısa sürede renk değişimi ve küflenme ile beraber besin değerinde azalma başlar. Nemin yanı sıra ortam ısısı da mikrobiyal aktiviteyi arttırır. Dış ortamda saklanan otların üzerine, kesinlikle yağmurdan koruyacak bir örtü serilmelidir. Yerden veya topraktan nem almaması için palet, tahta, eski lastik vb. malzemeler kullanılmalıdır. Balya sıralarının arasında biraz boşluk bırakarak istiflemek gerekir. Bu boşluk aradan hava dolaşımına ve güneş ışıklarının girmesine izin verecektir. Açık alanda depolanan otlar öncelikli olarak atlara verilmeli, onlar bittikten sonra kapalı alandaki otlar tüketilmelidir. Ayrıca, daha eski otlar daha çabuk ve öncelikli olarak bitirilmelidir. Kapalı alanda depolanan otların da yerle teması kesilmelidir. Aşağıdan ve yukarıdan her türlü su kaynağı ve nemden uzak tutulmalıdır. Havalandırma en üst düzeyde olmalı, mümkünse balya aralarından hava akımı geçebilmelidir. Her türlü böcek ve kemirgenin içeri girmesi engellenmelidir. İyilik bir görevdir… Immanuel Kant VET. HEKİM REHA GÜLTEPE AT SAĞLIĞI

RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=