2018_Nisan
21 TJK’NIN SESİ NİSAN 2018 Kendini atlara, yetiştiriciliğe ve at yarışlarına adamış bir isim olan Sadık Eliyeşil’i tam anlamıyla anlatmaya sayfalar yetmez. Ama ben şunu söyleyebilirim. Paşamız 5 Haziran 2008 de vefat etti. Ama ben onu hiç unutamadım. S adık Ağabey’i ilk tanıdığımda 10 - 12 yaşlarındaydım ve hipodromun lokantasında çalışıyordum. Yemeğe oraya gelirlerdi, yarışları terastan seyrederlerdi. Gişeden bilet kopartmaya ve tutan biletlerin parasını tahsil etmeye beni gönderirlerdi. Sadık Ağabey’in bana olan sevgisi, benim ona olan saygım, o günlerde başlamıştı (1953 - 1954 gibi ). Ondan ilk duyduğum yetiştiricilik hikayesi, ünlü aygır Cihangir’in nasıl alındığı idi. Hiç unutmam, ben iyi insanlık, en “haso” dostluk, yalan söylememe ve at yarışları - yetiştiricilik konularında ondan çok şey öğrendim. Eliyeşiller, Tarsus’un en tanınmış ailelerinden biri idi. Necmettin - Fahrinissa Eliyeşil, 1925’de Tarsus’ta doğan çocuklarına Sadık ismini vermişlerdi. Büyük çocuğun adı da Mehmet Can’dı. Tarsus’ta başlayan hayat, baba Necmettin’in, küçük Sadık daha beş yaşındayken vefat etmesiyle değişti. Fahrunissa Hanım, çocuklarını alıp İstanbul’a geldi. Sadık Eliyeşil, Şişli Terakki ve Boğaziçi Liseleri’ni bitirdikten sonra, Üniversite için İngiltere’ye, Manchester Teknoloji Fakültesi’ne gönderildi. Sene 1949 olduğunda Sadık Eliyeşil Yüksek Tekstil Mühendisi olarak mezun olduğu fakültede Yüksek Lisans yapmaya başladı. Bir sene sonra da Türkiye’ye döndü. Ankara’daki Yedek Subaylık görevini tamamladıktan sonra, Mersin’deki Çukurova Sanayi İşletmeleri’nde Teknik Müdür olarak göreve başladı. 1969’a kadar çalıştı... Ama esas meşgalesi hep yetiştiricilik ve atçılık oldu. Zaten lise ve İngiltere yıllarında her fırsatta yarışlarla ilgilenmişti. Sadık Eliyeşil, 3 Mayıs 1951’de amcası Şadi Eliyeşil’in kızı Gülsüm Hanım’la evlendi. Bu evlilikten Şerife, Meliha ve Necmettin oldu. Yanlış bilmiyorsam beş tane de torunu oldu. Ağabey Mehmet Can, atçılığı pek sevmedi. Bu işe hiç karışmadı. Gülsüm Hanım ise atları ve yarışları çok seviyordu. Sadık Ağabey atçılığa aynı zamanda kayınpederi olan Şadi Bey vasıtasıyla başlamıştı. Bir sohbetimiz de anlatmıştı, “Amcam atları severdi ama yarışları sevmezdi. Onu Yılmazruşen atçılığa başlattı.” diye. Çamtepe Çiftliği’nde atlar varmış... Kahya Yılmazruşen isimli atla binek yaparmış. Sadık Ağabey de epey binmiş bu ata… Bir gün, kapı komşuları olan Halazadeleri Suphi Ramazanoğlu koşulara katılmak için bir Arap atı almış. Bu at da çiftlikte Yılmazruşen ile çalışırmış. Ama hep geçilirmiş. O zaman Tarsus’ta mahalli yarışalar yapılıyor. Yılmazruşen burada iki üç koşu kazanmış. O sıralar akrabalardan Karamehmetler’in bir sürü yarış atı var, antrenörleri de Zeki Sertol’du. Yılmazruşen onlara teslim ediliyor. At Adana’da güzel koşular kazanıyor. Ankara’ya gidiyor. Orada da bir iki sürpriz yapıyor. Şadi Bey yarışçılığa hevesleniyor. Nuri Oğlakçı’dan Mine - Pike ve Karatepe’yi, Karacabey den Lady’yi alıyor. Jokey Adil Elmas’ın babası Düzdağlı İhsan da ekürinin antrenörü oluyor. Ardından da Gülsüm - Sadık Eliyeşil çifti, Şadi Bey’in sağ kolları olarak atçılığa ve yetiştiriciliğe başlıyor. 1952’de, karı koca Doncaster’dan Cihangir’i getiriyor. Cihangir idmanlarda mükemmel performans sergiliyor ama kendini bitiriyor. Çok yarış kazanıyor ama önemli bir koşu birinciliği yok. Beş yaşında damızlığa gidiyor. Yavruları mükemmel çıkınca da Eliyeşil Ekürisi alıp başını gidiyor. 1959 senesi, Sadık Ağabey için çok önemliydi. İlk defa Ünal isimli atını o sene kendi adına koşmuştu. Yarışçılık tarihimize baktığımız da Eliyeşil Ekürisi tarafından kazanılmış çok sayıda Klasik ve İsimli Koşu var. Gazi Koşusu, Cumhurbaşkanlığı, aklınıza hangisi gelirse… Sadık Ağabey, at yarışları ve yetiştiricilik konularında çok ciddi araştırmalar yapar ve çıkardığı sonuçları tüm atçılara anlatmaya çalışırdı. Hep faydalandığımız çalışmalardı bunlar… Ama bazı sözleri yanlış anlaşılırdı, hepimizin Paşa’sı bu yanlış anlaşılmaya çok üzülürdü. Bu konularda saatlerce sohbet etmişliğimiz vardır. Gelmiş geçmiş en iyi jokeylerimizden, rahmetli Ekrem Kurt, rahmetli Alpay Özoğul ve Allah uzun ömür versin Edip Ağabey (Çizmeci) bu sohbetlerin çoğuna katılmış kişilerdir. Sadık Ağabey, yarışları dürbünle izlemeyi çok severdi. Bana da alıştırmıştı. Hiç unutmuyorum, Asya Yarışçılık Konferansı için gittiğimiz Tokyo’da tam iki gün at yarışlarına en uygun dürbünü aramış ve o araştırma sonucu çok ciddi paralar karşılığında aradığımız dürbünleri almıştık. Bu yazıyı yazarken tam karşımda duran o “dürbün”e bakıyorum… Sadık Ağabey okumaya da çok meraklıydı. Geniş bir kütüphanesi vardı. Sonra o kütüphanenin çok büyük bir bölümünü bana vermişti. Ben de sonradan benimkilerle birlikte hepsini TJK Müze ve Kütüphanesine teslim etmiştim. Sanki şu an arkamda duruyor ve bana, “Hasan hadi bitir şu yazıyı da gel, Yıllık Programı konuşalım.” diyor. Seni “Unutamadım” Sadık Ağabey unutmayacağım… HASAN SAYDAM UNUTAMADIKLARIM
Made with FlippingBook
RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=