2018_Mayis

47 TJK’NIN SESİ MAYIS 2018 Öncelikle bize camın yapısı ve cam sanatının tarihi hakkında kısaca bilgi verebilir misiniz? Eşsiz bir malzeme olan cama sadece kırılgan, sert, parlak ve şeffaf bir malzemedir demek yeterli değildir. Cam, yüksek sıcaklıkta eriyik halden hızlı bir biçimde oda sıcaklığına soğutulan ve bu esnada kristalleşme göstermeyen amorf bir malzemedir. Doğada, volkanik olaylar sonucu silikanın ergimesiyle obsidyen ve kuvars olarak bulunur. Obsidyenin camın tipik özelliklerini taşıdığı göz önüne alınırsa, önceleri balta, bıçak veya mızrak ucu şeklinde kullanılmasını ilk camcılık örnekleri olarak kabul edebiliriz. Tarihi açıdan incelediğimizde, kurumlaşmış camcılığın örneklerine M.Ö. 3000’lerde Mısır ve Mezopotomya bölgesinde rastlayabiliriz. Türk camcılığını ise Selçuklular ve Osmanlılar dönemlerinde olmak üzere, ayrı ayrı incelememiz gerekir. Yapılan kazı çalışmalarının yetersizliğinden ve malzemenin hassasiyetinden dolayı, Anadolu Selçuklu Dönemi cam sanatı hakkında oldukça kısıtlı bir bilgiye sahibiz. Osmanlılarda ise, Sultan III. Selim’in Mevlevi Mehmed Dede’yi, camcılık sanatını öğrenmesi için Venedik’e gönderdiğini, Venedik cam teknolojisini ülkeye getirmek ve geliştirmek için girişimler ve düzenlemeler başlattığını biliyoruz. İstanbul’un Beykoz çevresi, yeni teknolojinin bu bölgeye yerleşmesi için uygun bulunmuş. Türk camcılığı dediğimiz zaman akla ilk gelen eser de Beykoz işi olan Çeşm i Bülbül’dür. Cam malzemesi, teknolojisi, enerjisi, özel araç gereciyle ağır bir endüstridir. Yoğun bilgi ve teknoloji birikimi gerektirir. Rekabete dayanabilmesi, ekonomiklik arz etmesi zorunludur. Geleneksel camcılık tarihimizde böyle bir ekonomik başarı sağlanıp kayıtlara geçmiş örneklere rastlanmamaktadır. Cumhuriyet tarihimizde ise, Türk Cam Sanayii’ni kurma görevi, Atatürk tarafından, 1934 yılında alınan Bakanlar kurulu kararı ile Türkiye İş Bankası’na verilmiş, ilk cam üretim tesisinin temeli yine Beykoz’da Paşabahçe’de atılmıştır. Cam sanatında kullanılan teknikler nelerdir? Cam sanatında kullanılan teknikleri sıcak ve soğuk olmak üzere iki ana sınıfa ayırabiliriz. Sıcak cam, 1200 derecede çalışan potalı fırınlarda, pipolar ile eriyik camın alınarak şekillendirildiği yöntem masaüstü alevde şekillendirme, propan ve oksijen ile çalışan şalümolarla, cam çubukların eritilerek şekillendirilmesi, füzyon ve çökertme, cam parçalarını fırın içinde üst üste ya da bir kalıp üzerine konularak yumuşama noktasına kadar ısıtılıp şekil alması (yumuşama noktası camın viskozitesinin 107,6 P olduğu sıcaklıktır. En yaygın kullanılan soda kireç camıdır ve bu sıcaklık 700°C civarına tekabül eder), döküm cam, kum, metal ve alçı kalıplara sıcak cam döküm, fırında şekillendirme, fırının içindeki alçı kalıplarda cam kırığı eritilmesi teknikleri ile işlenir. Soğuk cam teknikleri ise, tiffany, vitray, kesme, parlatma, dekor ve boyamadır. Çalışmalarınızın arasında sıklıkla at figürleri görüyoruz. At figürü yapmak zor mudur? Atlar sizin için ne ifade ediyor? Atlar duruşları ve yürüyüşleriyle seyirlik hayvanlar. Bana canlılığı, enerjiyi ve özgürlüğü çağrıştırıyorlar. At figürü yapmak kolay diyemem. Cam gibi akışkan bir malzemeyle, stilize bile edilmiş olsa, at anatomisini vermek çok kolay değil. Bir kere malzeme hızlı çalışmayı gerektiriyor. Çünkü kontrollü soğumayan ürünlerde, iç gerilim oluyor ve cam kırılıyor. Şalümoda yaptığım bir at figürünü, 7 - 10 dk arasında bitirmeliyim ki sonunda işim tansiyon yapıp çatlamasın. Cam üfleme sanatına nereden başlanır? Bu sanatı öğrenmek isteyenlere tavsiyeleriniz nelerdir? Sıcak cam ile çalışma, hayat boyu süren bir öğrenme yoludur. Tüm plastik sanatlarda olduğu gibi önce malzemeyi tanımalısınız. Çünkü, her malzemenin size çizdiği sınırlar vardır. Ne kadar erken yaşta başlanırsa, o kadar iyi. Çünkü, cam sanatı, gelişmiş çift el koordinasyonu ve yoğun konsantrasyon gerektirir. Ayrıca, disiplinli olmalı ve sürekli çalışmalısınız.

RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=