2018_Mayis
11 TJK’NIN SESİ MAYIS 2018 “2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü” için Veliefendi Hipodromu’nda düzenlenen etkinliğe katılarak, otizmli çocuklar için özel olarak bestelediği şarkısını seslendiren Sera Tokdemir, aslında atçılık camiamıza hiç de yabancı değil. Kazandığı birçok ulusal yarışın yanında, uluslararası başarılara da imza atan at sahibi ve yetiştirici Ahmet Tokdemir’in kızı olan Sera Tokdemir’in tam anlamıyla atçılığın içine doğduğunu söyleyebiliriz... Sera Tokdemir’i biraz tanıyabilir miyiz? Ben, 1981 yılında Mersin’de doğdum. Bilkent Üniversitesi Turizm Otelcilik mezunuyum. 12 yaşında Boran isminde bir oğlum var. 2009 yılında oyunculuk kariyerim başladı. Birçok dizi, film ve reklam projelerinde yer aldım. Şu anda da TRT 1’de yayınlanmakta olan Diriliş Ertuğrul isimli dönem dizisinde Marya karakterine hayat vermekteyim. Bir çoğumuz sizi ekranlardan tanıyoruz fakat, oyunculuk kariyerinizin yanında bir de atçı kimliğiniz var. Bize bundan bahsedebilir misiniz? At sahibi ve yetiştirici Ahmet Tokdemir’in kızıyım. Atçılık camiamızın çok yakın olarak tanıdığı bir isimdi. Aristocrat, Southern Dancer, Anatolia, My Mirage, Mr Fantastic ve benim ismimi verdiği Lady Sera gibi şampiyon safkanlar yetiştirdi ve koştu, çok büyük başarılara imza attı. Ben de kendimi bildim bileli atların içinde oldum. İlk defa hipodroma gittiğim gün o kadar küçüktüm ki, hatırlayamıyorum bile... Atlar ve at yarışları her zaman hayatımın bir parçası oldu. Uzun zamandır, Türkiye Jokey Kulübü ailesinin içindeyim ve bu ailenin bir ferdi olmaktan çok mutluyum. Atlar benim için “Babam” demek. Kendim de at biniyorum ve ata bindiğim zaman çok huzurlu hissediyorum. Bize biraz da oyuncu Sera Tokdemir’i anlatır mısınız? Oyunculuğu çok seviyorum ve işime gerçekten yürekten bağlıyım. Yer aldığım her projede de çok farklı bir seyirci kitlesine hitap ettim. İzleyiciler beni, canlandırdığım roller aracılığıyla tanıyorlar ya da genelde Sera Tokdemir’e ne kadar benzediğimi söylüyorlar. Örneğin, Hayat Devam Ediyor adlı dizide oynadığım zamanlarda, yolda beni gördüklerinde, “Aaa! Hayat Devam Ediyor’da ki Zeliha!” ya da Kanıt’ı izleyenlerin akıllarında, “Zeynep” olarak yer edindim. Bir dönem görünümümde değişiklik yapmak için saçımı kısa ve küt kestirdim. İşte bu noktada, oyunculuk yelpazesi genişledi. Saçımın uzun olduğu dönemde oynadığım diziler, Mahsun Kırmızıgül’ün projesi olan “Hayat Devam Ediyor” drama, “Kanıt” ise polisiye türündeydi. Fakat, saçımı kestirdikten sonra, komedi hatta sitcom teklifleri almaya başladım. Bu şekilde, BKM’nin Analı Oğullu adlı projesinde yer aldım. Tüm bunların yanında, tiyatroda da oynuyordum. Vodvil ve Fars olarak bilinen oyunlarda, dört sezon boyunca sahne aldım. Sonrasında, “Ben De Özledim” adlı dizide absürt komedi, “Kertenkele” de ise romantik komedi oynadım. Kısacası birçok farklı türde çok farklı karakterleri canlandırma şansım oldu. Zaman geçtikçe saçlarım tekrar uzadı, o zaman yeniden drama türünde teklifler almaya başladım. Bu durum benim için tamamen bir tesadüftü ama ülkemizde genel olarak, bir oyuncu oynadığı rolde başarıyı yakaladığında bir daha başka bir rol için tercih edilmediğini görüyoruz. Bir oyuncunun her karaktere yakışıp yakışmayacağından bahsetmiyorum. Bir oyuncunun her türde karakteri canlandırabilmesi gerektiğini düşünüyorum. Son dönemin en popüler projelerinden olan ve ülkemizde olduğu kadar yurtdışında da ses getiren, “Diriliş Ertuğrul” dizisinde, Marya adlı karaktere hayat veriyorsunuz. Bize biraz bu konudan bahseder misiniz? Diriliş Ertuğrul adlı dizi, 1200’lü yıllarda geçiyor. Bizim tarihimizi anlatan ve ilk bana geldiğinde de beni çok heyecanlandıran bir proje oldu. Tabii, burada da atlarla iç içeyim... Bildiğiniz gibi, o dönemde ulaşım aracı olarak atlar kullanılıyor. Benim oynadığım karakter henüz at binemedi fakat, diğer oyuncuların oynadığı karakterler sürekli at biniyorlar. Dolayısıyla bu özel canlılar sette sürekli yanımızda. Dizimizin bu kadar popüler olmasının nedeni ise, bizim tarihimizi bizleri anlatması olduğunu düşünüyorum. Otizm ile alakalı şarkı nasıl ortaya çıktı? Bundan iki sene önce, otizmli çocuklar için düzenlenen bir organizasyonun sunuculuğunu gönüllü olarak üstlenmiştim. O zaman, kalbimde hissettiğim duygular bana bu şarkıyı yazdırdı. Otizmlilerin veya özel durumu olan hiçbir bireyin herhangi bir eksiği olduğunu düşünmüyorum. Sadece farklılar. Hepimiz aynı dünyada, aynı gökyüzünün altında yaşıyoruz ve başka bir güneşimiz yok. Bu hislerimi de notalara dökerek ifade etmeye çalıştım. Çünkü, sözlerle anlatılamayacak duyguları, müzik ile ifade edebiliyorsunuz. Sonrasında da Serdar Ortaç ile bir yol arkadaşlığına başladık. Birlikte söz ve müzik yapıyoruz. Daha doğrusu, ben ona eşlik etmeye çalışıyorum. Onunla beraber olmak müthiş bir duygu. Kendisine “Kral” diye hitap ediyorum. Bu şarkıyı hakkındaki fikrini almak için Serdar Ortaç’ı aradım. O da şarkıyı dinledi ve “Bayıldım! Hemen atla stüdyoya gel.” dedi. İşte, Serdar Ortaç’ın müzik yönetmenliğini, Tarık İster’in aranjesini yaptığı, “Aynı Dünyaların Aynı İnsanlarıyız” adlı şarkı bu şekilde ortaya çıktı. Bana da seslendirmek düştü. Bugünün anlam ve önemine dair son olarak eklemek istediğiniz bir konu var mı? Bu özel insanlar için bu tür organizasyonların yapılması beni çok heyecanlandırıyor ve bir parçası olmak beni her zaman gururlandırıyor. Türkiye Jokey Kulübü’nün sosyal sorumluluk projelerine ne kadar önem verdiğini en iyi bilen insanlardan biriyim. Ne yazık ki bazı kesim burayı sadece müşterek bahis oynanan bir yer olarak görüyor. Burada, ücretsiz olarak At’la Terapi hizmeti verildiğini birçok kişi bilmiyor. Bu tür hizmetlerin farkındalık konusunda çok katkı sağladığını düşünüyorum. Yapılacak tüm sosyal sorumluluk projelerinde her zaman gönüllü olarak yer almaktan büyük mutluluk ve heyecan duyacağımı sözlerime eklemek isterim. Türkiye Jokey Kulübü’ne, beni bu ailenin bir parçası olarak hissettirdiği için sizin aracılığınızla tekrar çok teşekkür ediyorum.
Made with FlippingBook
RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=