2016_Kasım
43 TJK’NIN SESİ KASIM 2016 ‘‘ ‘‘ ‘‘ ‘‘ ‘‘ ‘‘ ‘‘ ‘‘ ‘‘ ‘‘ YAŞAR ESİN HARAAAC 1.. 2.. 3.. SAAATTI.. SAFKAN ARAP TAYI SATIŞ ORGANİZASYONLARININ OLMAZSA OLMAZI TELLAL YAŞAR ESİN’İ TANIYALIM Yaşar Esin… O, safkan Arap atı mezat satışlarımızın vazgeçilmez simalarından. Eminim ki, hepimizin kulaklarında “Haraaaç 1, Haraaaç 2, Haraaaç 3, Haraaaç Saaattı” sözleri çınlıyordur. Tüm hayatını, Türk atçılığına vermiş ve yaşamının temelini bu mesleğe adamış bir insan olan Yaşar Esin’i, gelin biraz daha yakından tanıyalım. Ben 1949 yılında Sinop Ayancık’ta doğdum, babam Orman Müdürlüğü’nde memurdu, amcam da Veteriner Albay’dı. Bir yaşındayken babamı Mehmet Ali Kiper Sultansuyu Harası’na aldırdı ve bu vesileyle de çocukluğumdan itibaren atlarla içiçe büyüdüm. Ortaokulu bitirdikten sonra öğretmen okuluna başladım. Fakat, o yıllar ülke biraz karışıktı o nedenle ayrılmak zorunda kaldım. Askerliğimi tamamladıktan sonra, Sultansuyu Harası’na döndüm. O zamanlar atçılık katipliği vardı, yani kayıt memuru. Bu memurluk, atların secerelerini kayıt altında tutan birimdi. Şimdileri bilgisayarlar var, bütün dökümanlar orada muhafaza edilebiliyor. Fakat, o tarihlerde bu kayıtları büyük defterler ile tutardık ve bir Arap atı 36 aylık olana kadar her şeyi bu deftere kaydederdik. Bu birime girmek çok zordur. Benim biraz da şansım yaver gitti ve kayıt memuru olarak işe başladım. Hatta babam bana, “Sen oradan 3 ay içinde kovulursun” dedi. 1970’li yılların başlarıydı, Türk atçılığına büyük hizmetleri bulunan Mehmet Ali Kiper hara kontrolleri için gelirdi ve bizler de aylar öncesinden onu karşılamak için hazırlıklar yapardık. Kendisi geldiğinde hepimiz sıraya girdik ve beni gördüğünde, yeni kayıt katibi olduğum söylendi. O da “Bu çocuk Mehmet Eriş’in yarısı bile olamaz” dedi. Bu kişiler Karacabey ve Sultansuyu Haraları’nın kendi içinde yetiştiridiği kişilerdir. Beni bu sözler çok kamçıladı ve işime daha bir sıkı sarılmama neden oldu. Ben, özellikle Nail Bey ve Necmettin Bey’in destekleri sayesinde görevimi başarı ile sürdürdüm. Fakat şunun kesinlikle altını çizmeliyim, benim başarımın temelini at sevgisi oluşturuyor. O yıllarda yarış sonuçlarını öğrenemiyoruz, çünkü bugünkü gibi yayınlar yok. Ay sonunu beklerdik ve kulübün neticeler programı gelirdi, bu şekilde sonuçlardan haberdar olurduk. Örneğin, yıllık Yarış & Yetiştiricilik Dergisi geldiği zaman bizim için çok önemli bir değerdi. Her sene heyecan içinde beklerdik ve iki ay incelerdik. Bir gün, Mehmet Ali Kiper hoca ihtiyaç doğrultusunda bizden geniş bir secere bilgisi istedi. Kendisine sunduk ve hoca inceledikten sonra çok beğendi. “Aferin evlat, abilerine yetişmeye başlamışsın” dedi. Bu da benim için çok güzel bir moral oldu. Yine bir gün Mehmet Ali Kiper bana, “Hadi oğlum geç bakalım şu müzayedeyi yönet” dedi. Ve yaklaşık 40 yıldır bu işi layıkı ile yapmaya çalışıyorum. Anadolu, Karacabey ve Sultansuyu İşletmeleri’nin satışlarını aralıksız 30 - 35 yıldır ben yaparım. 2003 yılında da Sultansuyu’ndan emekli oldum. Hatta, Safkan İngiliz Atı Yetiştiricileri ve Sahipleri Derneği’nin ilk satışını da rahmetli Bahadır Gödek’in isteğiyle ben yapmıştırm. Şahsınıza münhasır bir üslubunuz var. Bu nasıl oluştu? Yıllar içinde kendiliğinden oluşuyor. Osmanlı’dan kalma haraç mezat anlamına gelen “Haraç” kelimesini kullanıyorum. O da şu şekilde oluyor, Haraç 1 artık satılacak karalarınızı toparlayın, Haraç 2 biraz daha dikkatli olun, Haraç 3 son raddeye geldik şu an verdiğiniz kararın geri dönüşü olmayacak, Haraç Saattdı ve artık satış gerçekleşti, bitti… Ben bu işten büyük zevk alıyorum. Mesela, Antika Müzayedesi yapar mısın deseler, yapamam, yapsam da mutlu olamam. Yerinize birilerini yetiştiriyor musunuz? Bu iş bir sanat değil. Dolayısıyla insanın içinden gelerek yapması gerekiyor. Bunu yapabilmenin yegane şartı, at sevgisi… Atlara ne kadar sevdalı olursanız o kadar başarılı olursunuz ve tarzınız da kendiliğinden gelişir. Bizim satışlarımızın bir ağırlığı var. Tıpkı Kırkpınar Güreşleri gibi seslendirme yapıyorum. Yabancılara baktığımda çok hızlı konuşuyorlar. Ben pek o tempoya ayak uydurabileceğimi düşünmüyorum. Umuyorum, bizden sonra gelenler çok daha iyi olacaktır. Satışlarda, sizi çok heyecanlandıran bir olayla karşılaştınız mı? Her satış başka bir heyecandır. Ama özellikle bir müzayedeyi unutamam. Elazığ’lı atçılarımızdan, rahmetli Topo Şahin vardır. 1983 yılında bir Arap atı için arttırmaya başladı. 1, 3, 5, 8 milyon darken, birden bire çok sinirlendi ve 50 milyon dedi. O yıllarda böyle bir paraya hiç bir at satılmamıştı. Ben hemen müdahale ettim ve dedim ki, arkadaşlar bu bir anlık heyecanın sonucunda söylendi, bu fiyatı durduralım. Bu şahıs da çırpınıyordu orada, “Neyim varsa satacağım yine de alacağım bu atı” diye. Daha sonra sakinleştirildi ve biz de söylediği rakamı iptal ederek diğer alıcıya sattık. Bir de Gülerce Ekürisi’nin Deha isimli aygırı, taylığında 515 milyar TL’ye aldığı gün çok heyecanlandım. O güne kadar, bir Arap atına ödenen en yüksek ücret idi. Ben de bir anlık refleks ile mikrofona bir el ense çektim, masadan devrildi gitti. Benim için unutamayacağım günlerden biriydi. Son olarak, Yaşar Esin’in o müthiş sunumunu daha kaç yıl izleyebileceğiz? Yaşımız ilerliyor, bir kaç sene daha sürdürmek istiyorum, ama yarın ne olacağımız da meçhul… İnşallah, benim yerimi bir başkası doldurabilr ve ben de bundan çok mutlu olurum, bütün temennim bu yönde… TJK’nın Sesi Dergisi olarak, atçılığımızın unutulmaz şahsiyetlerinden birisi olan Yaşar Esin’i, uzun yıllar daha mezatlardaki sunumuyla görmeyi umut ediyoruz.
Made with FlippingBook
RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=