2026_Haziran

43 Türkiye Jokey Kulübü • Ecem Erdem "Çocukluğumdan itibaren babamın hayvanlara ve özellikle atlara olan hassasiyetle ilgisi, beni atçılık dünyasının bir parçası haline getirdi. At sevgisi çok kısa zamanda bir tutku, yaşam içinde tüm zorluklara rağmen bir mücadele ruhu oluşturdu. Özgürlüğün, nezaketin, asaletin ve güçlü duruşun bir arada yaşandığı bu dünyayı paha biçilmez bir pusulaya benzetebilirim. Bu çerçevede camiamızın mührünü kalitesiyle ispat ettiği Gazi Koşusu heyecanını bu yıl çok daha farklı bir duyguyla karşılıyoruz. 1927 yılında atılan ilk adım, bu yıl 100’üncü senesini kutluyor. Böylesine köklü bir camiada bu denli anlamlı bir organizasyonun parçası olmaktan onur ve gurur duyuyorum. Açtığı yolda yürümeyi amaç edinen tüm Cumhuriyet gençleri gibi ben de bu vesile ile; Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü sevgi, saygı ve minnetle yâd ediyorum." Sevda Melis Erdölek "İlk hatırladığım şey, padok dolusu atın arasına dalmış olmam. Onlar etrafımı sarmış, saçlarımı yalıyor, her yerimi kokluyordu. Bir anda atlardan oluşan bir daire içinde bulmuştum kendimi ve ben kahkahalar atıyordum. O mutluluğu hâlâ hissedebiliyorum. Şimdi kendim anne olunca, geriye dönüp baktığımda annemle babama hayran kalıyorum. Ne yürekli insanlarmış! Ama benim için inanılmaz bir keyifti o anlar. Yıllar içinde aile arşivlerini karıştırırken bir fotoğraf çıktı karşıma: Bir yaşındayım ve hipodromda bir yarış atının sırtındayım. "Demek ki" dedim kendi kendime, "bu sevda çok çok küçüklükten başlamış." Daha konuşmaya başladığımda "at doktoru olmaya karar vermişim." Veteriner hekim demeye dilim dönmediği için öyle diyormuşum. İşte böyle, küçük yaştan aşılanan bir sevgidir bu. Zaman geçtikçe ailenin atlarının içine gire çıka büyürsünüz. Onların etrafında nasıl davranacağınızı, nasıl hissettiklerini öğrenirsiniz. Bazen öyle büyük bir empati, öyle derin bir bağ kurarsınız ki bu bağ bir tutkuya dönüşür. Ve o tutku da küçüklükten gelen bir şeydir. Bu tabii yalnızca ailelerinde at sevdası olanlar için geçerli değil. Hiç at sahibi olmamış biri de bu yola girer. Genellikle şöyle başlar: Bir arkadaşı at sahibidir, yarışları izlemeye birlikte gelirler. Atlara karşı bir sevgisi vardır zaten içinde. Bir gün o arkadaşı der ki, "Madem bu kadar seviyorsun, sana da bir at hediye edeyim." Ve işte bu sevgi böyle yayılır, böyle büyür. Ama küçüklükten gelen sevginin yeri ayrıdır. Sevdiğiniz insanlar bir şeyi yürekten sevdiklerinde siz de farkında olmadan o şeye hayran olmaya başlarsınız. Derken bu aşk büyür, evrilir ve bir gün bakarsınız ki siz de tümüyle bu işin içindesinizdir. Bende de öyle oldu. On yaşında ata binmeye başladığımda, sabahın erken saatlerinde annemi babamı uyandırıp "Beni ata binmeye götürün" derdim. "Kuzum daha çok erken" deseler de ben sabırsızlıkla beklerdim. Sonra okul çıkışları, her hafta sonu saatlerce atların yanında geçmeye başladı. Ardından yarışmalar geldi. Ve ben "Veteriner hekim olacağım" dedim; üniversitede atlar üzerine ihtisaslaşmaya karar verdim. Fakülteyi bitirdikten sonra işte o günden bu güne geldim. Küçüklükten aklımda kalan başka bir şey daha var. Babam eve gelirken "Sana ne alayım?" dediğinde ben hep "Baba, bana bir çiftlik al" derdim. Yıllar geçti. 20 yaşındaydım. Bir gün babam eve geldi ve "Kızım, bil bakalım sana ne aldım?" dedi. Ben yine şaka yollu "Çiftlik mi?" dedim. Ama bu sefer o güldü ve "Evet" dedi, "Araziyi aldım, beraber yaparız." İşte o gün haracılığa girmiş olduk. Atları yetiştirmek, taylarla uğraşmak bambaşka bir keyifti. Binmek zaten ayrı bir zevk; ama bir tayın doğumunu izlemek, her aşamasında yanında olmak çok daha farklı bir tutku. Bu iş gittikçe büyüyen, sizi içine alan, sarmalayan ve yaşı olmayan bir iş. Atçılıktan emekli olunmaz. Çocuğunuza geçer, torunlarınıza geçer, arkadaşlarınıza bulaştırırsınız. "Bu işi bırakıyorum" diyen bir atçı göremezsiniz. Atınız varsa bir kısrağınız vardır, bir tay vardır, bir üzülür bırakacağım dersiniz... ama "Bu kısrak da çok iyi koştu" derken kendinizi yine sarmalın içinde bulursunuz. Bu bir tutkudur, bir sevdadır. Önüne geçilebilecek, engellenebilecek bir şey kesinlikle değil. Gazi'nin 100. yılında, bu tutkuyu asırlardır yaşatan köklü bir at sahibi grubuyla beraberiz. Hepsinin en büyük hayali bir Gazi yarışı koşmak. Bu hayal nesilden nesile aktarılıyor. Umarım herkesin "Beni de bulsun" dediği o şampiyonluk hayali hepimize bir gün nasip olur. Herkese sevgi dolu, keyifli bir yarış diliyorum. 100. Gazi Koşusu’nda koşacak tüm taylara başarılar diliyorum. Daha nice Gazi Koşuları izleyebilmek ümidiyle." • 100. GAZİ KOŞUSU'NA DOĞRU •

RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=