Bazılarımızın uğurlu sayıları vardır. Şans oyunlarına düşkün olanlar bu sayılarla daha da çok uğraşırlar. Biz de Talih Özgen’e “atın uğurlu sayısı nasıl oluyor?” diye sorduk; “Kimden öğrendiyseniz, ilginç bir ayrıntıyı yakalamışsınız… Doğrudur. Tayları alırken haranın atların sırtlarına vurduğu kaşe numaralarına, annelerinin numaralarına bakar, bazı hesaplar yaparak onlardan sonuçlar çıkarırdım…” Neyse... Birkaç ay sonra Talih Özgen ile tayın dizindeki kusuru gören kişi ahır komşusu olurlar: - Abi, sen bu tayın sol dizinin bozuk olduğunu söyledin ama biz bulamadık. Rica etsem, bana bu sakatlığı gösterir misin? - Aç ahırın kapısını… Satış öncesindeki sakatlığı fark eden kişi, atın her yanını muayene edip, bu kez kusur göremeyince; - Siz bu atın dizine ne sürdünüz? - Hiçbir tedavi yapmadık… Tunca çok özel bir at olduğu için anlatıyorum. Yarış yerinde buna benzer, kim bilir daha neler yaşanmıştır. Yanılgılar karar veren kişinin bilgi eksikliğinden değil, o yıllarda günümüzdeki gibi medikal görüntüleme, ileri tetkik olanaklarının bulunmamasından kaynaklanıyordu. Bizim at hastanelerimize ilk röntgen cihazları 1994’te alındığına göre, 10 yıl öncesini konuşuyoruz. Tunca’nın 3 yaşlı olarak yarış yaşamına 1986 yılı Kasım ayında başlayıp, sezonu iki koşu ile kapatması dizinden değil, moletindeki sorundan kaynaklanıyordu. İlk startını 12 Kasım günü İstanbul çim pistinde aldı. Elbette ki Talih Özgen o günü unutmuyor; “Atı hazırlamak için çok uğraşmıştık. Kazım’a (Yıldız) fazla sıkıştırmamasını söyledik. O tarihlerde Mümin Abi ile bir tatsızlığımız oldu, atları bıraktı. Haklıydı aslında… Böylece atlara Kazım binmeye başladı. Tunca A grubuna çıkıp, İstanbul’a geldikten sonra Mümin Abi’ye binmesi için ısrar ettim ama [Ben Kazım’ın altından at almam] diye reddederek, [Kime niyet, kime kısmet…] dedi. Mümin ve Kazım çok iyi dostlardı.” Gerçekten de atçılık böyle bir şey; Mümin’e niyet, Kazım’a kısmet… Tunca ile adeta özdeşleşen isim, jokeyi Kazım Yıldız’dı. 20 yarışın 19’unda Tunca’ya o bindi. Bir kez, kötü hava şartları nedeniyle uçaklar kalkmayınca, Kazım Yıldız İzmir’e gidemedi ve at Akın Özdeniz’le koştu. Elbette ki Kazım Yıldız için de unutulmaz safkanlardan biri; “Piste çıktığı zaman, durup etrafına bakar ve beklerdi. Hareketlenmesi için ısrar ederseniz, bir anda topuklar ve koşmaya başlardı. Devamlı çalıştırıcısı Orhan Kandur da bu huyunu bildiği için ona göre davranırdı. Yarış koştukça göze batmaya başladı. Tempo atıydı, mesafe tutuyordu. Onun için koşuya ciddi tempo veriyorduk. Ayak uydurmaya çalışanlar dağılırdı.” Tunca 21 Türkiye Jokey Kulübü • • O BİR EFSANE •
RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=