2025_Kasım

Bu kez sizlere, şampiyon bir safkanımızın yanı sıra Arap atçılığımızın unutulmaz ekürilerinden birini ve onun kurucusunu da anlatacağız. İşte Albatur ve Süleyman Sırrı Turhan’ın öyküsü... Adı “Batur” la biten her hangi bir Arap atı, bizlere öncelikle Süleyman Sırrı Turhan’ı anımsatır. Albatur, Erbatur, Haberbatur, Turbatur, Gizbatur ve daha nice Baturlar… Süleyman Sırrı Turhan, sonraki yıllarda yetiştirdiği bazı İngiliz atlarına da benzer isimler verdi ama bunlar Arap atları kadar bilinir olmadılar. Onun at isimleri konusundaki yaratıcılığını, bir AR-GE uzmanlığı olarak da değerlendirebiliriz. Batur Markası’nı 1980 yılında, o zamanki adıyla Çifteler Harası, günümüzün Anadolu Tarım İşletmesi’nden satın aldığı, Albatur’la yarattı, Erbatur ve Haberbatur gibi safkanlarıyla da zihinlere kazıdı… Daha önceki yıllarda da bazı ekürilerin, atlarına birbirini çağrıştıran isimler verdiklerini görüyoruz. Bunun en bilinen örnekleri olarak, Karabucak’ların Sezgin, Siren, Savaş, Selçuk, Seçkin, Sur, Sefer gibi hep “s” harfi ile başlayan atlarını; Nevzat Zaimoğlu - Nazım Mutlu ikilisinin, Tulyad, Tulşah, Tulrab, Tulrah, Tulgad, Tulhak, Tulmah gibi atlarını sayabiliriz. ORDA BİR KÖY VAR UZAKTA SüleymanSırrıTurhan;1930yılında, Erzincan’ın,Kemaliye İlçesi, Apçağa Köyü’nde dünyaya gelmiş. Çocukluk ve gençlik yıllarını geçirdiği memleketi ile gurbetteki yaşamı arasında kurduğu bağ dikkati çekiyor. İstanbul’a yerleştikten sonra, memleketinde edindiği meslekleri ve sosyal etkinliklerini burada da sürdürüyor. Bunu anlayabilmek için onun Kemaliye’deki günlerinden söz etmek gerek. Apçağa Köyü deyince ilk akla gelen, Ahmet Kutsi Tecer’in “Orda bir köy var uzakta / O köy bizim köyümüzdür” diye başlayan şiiridir. Ünlü edebiyatçı bu şiirini, ailesinin yerleşkesi olan Apçağa Köyü için kaleme almış. Bu şiir, biz yaştakilerin okul çağlarında öğrenip söylediği bir şarkı haline getirilmişti. Süleyman Sırrı Turhan’ın memleketinin adı, 1922 yılına kadar Eğin’di, sonradan Kemaliye oldu. Zaten bizler onu, Eğinli olarak anımsıyoruz. Kurtuluş Savaşı yıllarında yöre halkı Misak-ı Milli Derneği’nin bir şubesini kurarak, Milli Mücadeleye olan inançlarını ve Mustafa Kemal’e bağlılıklarını bildirirler. Ankara’ya çektikleri telgrafta, ilçelerine Cumhuriyet öncesi verilen “Eğin” adının, Atatürk’ün ikinci ismi olan “Kemal” ile değiştirilmesini isterler. 21 Ekim 1922 tarihinde de Eğin İlçesi, Kemaliye adını alır. Tarihi İpek Yolu üzerindeki bu yöre, ilk ve orta çağda olduğu gibi Osmanlı Döneminde de, Anadolu’nun önemli ticaret merkezlerinden biriydi. Yavuz Sultan Selim, -bazı kaynaklara göre Çelebi Mehmet- Kafkasya’dan getirttiği göçmenleri Eğin’e yerleştirdi ve İstanbul’daki et satışlarını onların düzenlemeleri için ferman çıkardı. Hani “her işin bir erbabı vardır” derler ya, kasaplık da Eğinlilerin mesleği olarak bilinir ve kaynağı yüz yıllar öncesine dayanır. Süleyman Sırrı Turhan’ın İstanbul’a gelişi ve buradaki ilk yıllarını oğlu Armağan Turhan’dan öğreniyoruz: - Babam on yedi yaşında İstanbul’a göç etmiş. Bizim Eğinliler meşhurdur: O da burada, Feriköy’de bir kasap dükkânı açmış. Apçağa Köyü, Munzur Dağı eteklerinde, dört bir yanı dik yamaçlarla çevrili, zor bir coğrafyada yer alıyor. Havası, doğası gayet güzel ama o yıllarda bu saydıklarımızla geçim kaynağı yaratmak kolay değil. Tarım yapılabilecek 11 bin hektar alana sahip olduğu için, arıcılık, büyük ve küçükbaş hayvancılığın yanı sıra bazı alternatif iş kolları burada yaşayanların geçim kaynağı olmuş. Osmanlı Dönemi’nde Eğinlilere tanınan ayrıcalıklar, geçim kaynağı yaratabilmek için olsa gerek. Eğin’deki “alternatif” iş kollarından biri de, taşımacılık. XX. yüzyıl başları Anadolu’da taşımacılık deyince akla ilk gelen araçlar: at, katır ve eşek. Kemaliye gibi dağlık bir arazi yapısında, en uygun taşıma aracı da katır olsa gerek. Armağan Turhan, babasından dinlediklerini bizlere aktarıyor: - Onun atçılığa merakı, yaşadığı köyde başlamış. Babamın babası, dedesi, onların da ataları taşımacılık yaparlarmış. Günlerce, aylarca süren yolculuklarla mal getirip, götürürlermiş. Babam da bu ortamda büyümüş. Görüyoruz ki Süleyman Sırrı Turhan, köydeki hayatını İstanbul gibi bir büyük şehirde de “başarıyla” sürdürmüş. Şöyle ki; kasaplıktan sonra, bir otobüs satın alıp, İstanbul - Erzincan arası yolcu taşımacılığı yapıyor. Onun uğraşı; atalarının köyde katırlarla yaptığı yük taşımacılığından, büyük kentte otobüsle yolcu taşımacılığına evriliyor… Dikkat ederseniz işin temeli değişmiyor; kasaplık ve taşımacılık. Deneyimli ve iyi bir araç sürüsüolanSüleyman Sırrı Turhan, yurt dışından permi ile alınan araçların getirilip, götürülmesini işini de bir süre yapıyor. ATÇILIĞA İLK ADIMLAR THY dışında özel şirketler kurulup aralarında rekabet ortamı oluşana kadar, havayolu taşımacılığımız yaygınlaşmamıştı. Yurt içi ve yurt dışı ulaşımda, önemli fiyat avantajı nedeniyle karayolu tercih ediliyordu. Özellikle İstanbul, Ankara gibi büyük kentlerin merkezi yerlerinde, tanınmış otobüs firmalarının biletlemesini yapan ve müşterilerin şehir içi toplanma noktaları olan yerler vardı. Örneğin; Taksim Meydanı’ndaki Atatürk Kültür Merkezi’nin yanından, Gümüşsuyu’na doğru inerken, Varan, Ulusoy, Kamil Koç gibi ünlü otobüs firmalarının acentelerini çoğumuz anımsarız. Aynı yıllarda, Süleyman Sırrı Turhan’ın Taksim Meydanı’nda bir kafe ve Kamil Koç acentesi açtığını görüyoruz. Giriştiği bu işler, onun yeni kişilerle tanışıp dostluklar kurmasını, hatta atçılığa başlamasını sağlamış. Armağan Turhan o günleri anlatıyor: 60 • www.tjk.org • O BİR EFSANE •

RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=