2019_Nisan

58 TJK’NIN SESİ NİSAN 2019 ATÇILIK MİRASI... 1988 yılında, Bitlis’in Merkez İlçesi’nde dünyaya geldim. Ailem, Zeydan Aşireti’ne bağlı olan ve Bitlis’te 850 yıllık bir geçmişe sahip olan Haznedar Ailesi’dir. Bitlis’in yerli halkı, 6 - 7 kuşak öncesindeki atalarının mezar taşlarının yerini bilir, isimlerini sayabilirler. Bu bize kalmış olan en büyük miraslardan birisidir. Onların mezar taşlarını, isimlerini ve yapmış oldukları vazifeleri bilmek, bizleri gururlandırıyor. Bugün, ben ailemin izlerini 750 yıl öncesine kadar takip edebiliyorum. Bana bıraktıkları bir diğer büyük mirasın da atçılık olduğunu söyleyebilirim. Kurtuluş Savaşı yıllarında, silah temin eden dedem, “Kaçakçı Mehmet” silahları at sırtında taşırmış. Kaçakçı lakabını alan dedem için de şu açıklamayı yapalım; Dedem, Kurtuluş Savaşı yıllarında harbe giden insanlara, yani Kuva - yi Milliye’ye silah teminini yaparmış.Bu silahları da bölgedeki en büyük düşmandan, yani Ruslardan kaçırırmış. Yaptığı bu tehlikeli görev ile topraklarımızı düşman işgalinden korumak için kendi üzerine düşen görevi yerine getirmiş. Bunu yaparken de atları ile geçirdiği zaman ve başlarından geçen olaylar sayesinde, atçılık noktasında kendini geliştirmiş. GELİŞİM KAÇINILMAZ... Benim çocukluğum at sırtında geçti. Zaman geçtikçe, ben de ailemin bana miras bıraktığı atçılık kültürünü yaşatmak ve benden sonraki nesillere aktarabilmek için çalışmaya başladım. Bir başka deyişle, aile geleneğimizin bir parçası haline geldim. Bitlis, özellikle son yıllarda dışarıya çok göç vermiş bir şehir. Bizler, atçılık gibi unutulmaya yüz tutmuş birçok örf, adet, gelenek ve göreneği yaşatmaya çalışıyoruz. Geçmişte, Bitlis’in engebeli arazisi, birçok mahalle ve sokağa motorlu araç girişine engel olurdu. Ayrıca, halkımız da yoksuldu. Bu nedenle, herkeste motorlu taşıt bulunmuyordu. Her evin en az ikişer tane atı olurdu. Bütün ihtiyaçlar da bu atlar yardımı ile sağlanırdı. Örneğin, çarşıya alışverişe giden biri, at sırtında giderdi. Aldığı bütün ürünleri atına yükleyip öyle geri dönerdi. Böylece, atını hem ulaşım için hem de yük taşımak için kullanmış olurlardı. İşte bu şekilde, her gün ata binen, atçılık ile iç içe olan bir yerde, atçılığın ve atların gelişmesi de kaçınılmaz olur. RAHVAN ATLAR GELİYOR... Dedem, Kaçakçı Mehmet’in kullandığı atlar, Arap’mış. Bölgeye, ilk Arap atlarını da onun getirdiği söylenir. Daha sonra harp bitince, evlenmiş ve bir süre başka bir şehirde yaşamış. 7 sene sonra Bitlis’e geri geldiğinde, nerdeyse bütün evlerin, dükkanların yıkıldığını görmüş. Bu süreçte at cinsi de değişmiş. Rahvan atlarının, bölgede yaygınlaşması da Ruslar aracılığı ile olmuş. Ruslar, rahvan atlarını Kafkaslardan getirmişler. Sonraki yıllarda Rahvan atları daha çok tercih edilmeye başlanmış. Yumuşak başlı olmaları, az enerji harcamaları, hastalık ve sakatlıklara daha dayanıklı olmaları kullanım amacına daha uygun olmuş. Babam “Nalbant Faik”, dedemden kalan atçılık geleneğini sürdürmüş ve bir nalbant ustasının yanında çalışmaya başlamış. O yıllarda, nalbantlar hem nalbantlık hem de at hekimliği yaparmış. O da hem dedemden hem de ustasından öğrendikleri ile ileride adı çokça bilinen bir nalbant olmuş.

RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=