2019_Mart

41 TJK’NIN SESİ MART 2019 Hatay İli, Antakya Merkez İlçesi sınırları içinde yer alan Helenistik ve Roma Çağı’nın görkemli kenti Antiokheia Ad Orontem (Asi kıyısındaki Antakya) M. Ö. 300 tarihinde kurulmuş ve günümüze dek kesintisiz olarak yerleşim görmüş kadim bir kenttir. Coğrafi konumu, akarsu vadileri ve doğal geçitleri ile Ortadoğu Coğrafyası’nı Anadolu ve Akdeniz’e bağlayan ticaret yollarının kesiştiği kavşak noktasında yer alan kent, ticari hareketliliğinin yanı sıra bölgeleri ve halkları birbirine bağlayan kültürel etkileşimin kesişme noktası olmuştur. Bu konumu sayesinde, Roma Dönemi’nde (MÖ I. yüzyıl - MS VI. yüzyıl) zenginliği ve refahı, entellektüel yapısı ve kurumları ile Roma İmparatorluğu’nun doğudaki en önemli metropol kenti olmuştur. Farklı kültür ve dillerin yaşam bulduğu Antakya’da Hristiyanlık hemen kabul görmüş ve kısa zamanda yayılmış, Hristiyan adı ilk kez Antakya’daki bu yeni dine inananlar için kullanılmıştır. Antakya MS 638’de İslam hakimiyetine girmiş ve kentte İslami kimliğini yansıtan birçok yapı inşa edilmiştir. Habib’ün Neccar Külliyesi ve Habib’ün Neccar Türbesi günümüze kalan en erken ve ilk yapı olması nedeniyle, kentin hem İslamiyet ile başlayan sürecine hem de İslamiyet öncesi sürecine tanıklık etmektedir. Antakya’nın Kudüs’e yakın büyük ve zengin bir yerleşim merkezi olmasının yanı sıra Anadolu ve Yunanistan’a ulaşan yolların kavşağında da bulunması nedeniyle, Kudüs’ten gönderilen havariler burada toplanmakta, Hıristiyanlığı yaymak üzere Anadolu ve Yunanistan’a buradan yola çıkmakta ve dönüşlerinde yine bu kente uğramakta idiler. Kudüs’ün tahribinden sonra Antakya, Hristiyanlığın merkezi haline gelmiş, Bizanslılar zamanında önemini koruyan kent, İran seferleri için bir üs olarak kullanılmıştır. Antakya’nın İslam fetihleriyle karşılaşması 7’nci yüzyılda gerçekleşir. Bizans kuvvetlerinin 636’da İslam orduları tarafından yenilgiye uğratıldığı Yermük Savaşı’nın ardından, Ebu Ubeyde Bin Cerrah kumandasında kuşatılmış ve 638’de cizye ödemek şartıyla teslim olmuştur. Fetih sonrası nüfus azalmış, bir kısım halk da şehri terk etmiştir. İslam fetihleriyle birlikte Antakya’da İslam Dini’nin gerektirdiği yeni yapı türleri inşa edilmeye başlanmış, böylece kent farklı bir karaktere bürünmüştür. İşte bu yapılardan biri, belki de ilki Habib’ün Neccar Camii’dir. H. 1319 (M. 1901 - 1902) tarihli Haleb Vilayeti Salnamesinde verilen bilgilere göre Antakya, H. 12 senesinde, Ebu Ubeydet’ül Cerrah ve Halid Bin Velid marifetiyle fetholunmuş ve Habib’ün Neccar’ın defnolunduğu Cami-i Şerif de o dönemde inşa edilmiştir. Kur’an-ı Kerim’in Yasin Suresi’nde, bir şehir halkına, Allah’a inanmaları için gönderilen iki elçi ile daha sonra onları desteklemek için gönderilen üçüncü bir elçiden söz edilir. Halkın bu elçileri yalanlamaları üzerine, şehrin öbür ucundan koşarak gelen bir adamın onlara iman etmesi ve iman etmesi nedeniyle öldürülüp cennetle müjdelenişi anlatılır. Birçok İslam tarihçisi ve müfessir bu olayın Hz. İsa’nın tebliği döneminde gerçekleştiği ve sözü edilen şehrin de Antakya olduğu kanaatindedir. Şehrin öbür ucundan gelerek elçilere inanan ve bu nedenle şehit edilen kişinin de Habib’ün Neccar olduğuna inanılır. Habib’ün Neccar Külliyesi ANADOLU’NUN İLK CAMİSİ

RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=