2019_Mart

27 TJK’NIN SESİ MART 2019 on 10 yılda at beslenmesi konusunda önemli gelişmeler olmuştur. Yapılan geniş kapsamlı bilimsel araştırmalar ile bazı hastalıkların beslenme hatalarından kaynaklandığı ortaya çıkmıştır. Her araştırma sonucuna göre elde edilen bilgileri pratikte tam olarak uygulayabilmek zor olabilir. Önemli olan son bilimsel bulguları günlük deneyimler ile birleştirerek, bu araştırmalardan en fazla oranda yararlanabilmektir. Haralarda damızlık olan atların ve büyümekte olan tayların günlük olarak tükettikleri çayır otunun niceliğine ve niteliğine dikkat etmek gerekir. Çünkü yarış atı beslenmesinde çayır otu, belki de en önemli enerji kaynağıdır. Gerek iyi koşullarda kurutulmuş, gerekse taze çayır otunun atların rasyonundaki rolü, pek çok araştırma ile ıspatlanmıştır. Atlara verilen otun içerdiği besin öğelerine bağlı olarak, atın beden ağırlığının yaklaşık %2 - 3’ü oranında her gün düzenli ot tüketmesi önerilmektedir. Çayır otunun yanı sıra birleşiminde %20 civarında protein bulunan yonca da hem protein hem de sindirilebilir enerjisi yüksek olduğu için tercih edilmelidir. Yem bitkilerinde bulunan besin maddeleri, bitkinin vejetasyon denilen büyüme, çiçeklenme ve olgunlaşma gibi dönemlerine bağlı olarak değişebildiği gibi iklim ve toprak yapısı ile de ilişkilidir. Bir padoktaki otların yüksek kalitede olması, toprak verimliliğine, zararlı otlar ile mücadeleye ve atların dönüşümlü olarak otlatılmasına bağlıdır. İlkbahar başlangıcında ve sonbaharda çayır otları, hidrolize olabilen ve hızla fermente olan karbonhidratları içerdiği için, bu tür otlar ile fazla beslenen atlarda sancı ve arpalama olaylarına daha sık rastlanılmaktadır. ABD’de yapılan bir araştırmaya göre, hidrolize olabilen ve hızla fermente olan karbonhidratları bünyesinde bulunduran çayır otlarına en çok Ekim ve Mart aylarında rastlanmıştır. İnsanların ve atların yedikleri nişastalı ve şekerli besinlerin, sindirim aşamasında kan glukoz (şeker) düzeyi üzerine farklı etki yaptıkları çeşitli araştırmalar ile ortaya çıkarılmıştır. Kan glukoz düzeyi arttığı zaman buna tepki olarak pankreastan salgılanan insulin hormonu da artacak ve yükselen kan şekerini düşürmeye çalışacaktır. Buna glisemik etki, glisemik yanıt veya glisemik index gibi adlar verilmektedir. Bu tepkinin atın performansına ve genç taylarda kemik gelişimine doğrudan doğruya etkisi vardır. Yüksek oranda nişasta içeren rasyonlara bitkisel yağların katılması, atlarda nişastaya karşı olan glisemik etkiyi, dolayısıyla kan glukoz düzeyini düşürmektedir. Bu nedenle tatlı (şekerli) yemlere karşı atlarda glisemik etkiyi düşürmek için her öğüne bitkisel yağlar eklemek olumlu sonuçlar doğurmaktadır. Tahılların atlara verilmeden önce, geçirdiği ısı, parçalanma gibi fiziksel işlemler de glisemik etkilerini değiştirebilmektedir. Örneğin bir çalışmada, 3 gruba ayrılmış atlara, her kilogram canlı ağırlık için 2 gram düzeyinde mısır unu, mısır kırması ve buharla patlatılmış mısır verilmiştir. Yarım saat ara ile her gruptaki atların kan örnekleri alınmış ve kan glukoz düzeyleri ölçülmüştür. Mısır ununa karşı gelişen glisemik tepki, mısır kırmasından biraz daha fazla bulunmuştur. Buna karşı buharla patlatılmış mısır verilen atlarda kan glukoz düzeyi diğer 2 gruptan da gözle görülür bir farkla yüksektir. Bir başka araştırmada, atlara içirilen glukoz ve fruktozun (meyve şekeri) kan glukoz ve insulin hormonu düzeyine etkisi araştırılmış. Burun - meri sondasıyla 300 gram glukoz ve fruktoz atlara verilmiş. Daha sonra dinlenme durumunda ve yürüyen bant üzerinde koşan atlardan kan örnekleri alınmış. Glukoz ve fruktoz verilen atlar arasında ciddi bir fark bulunamamıştır. Fruktoz da atların sindirim sistemi tarafından yüksek düzeyde emilmiş ve hızla glukoza dönüştürülmüştür. Sonuç olarak melas ve bal gibi glukoz ve fruktoz kaynaklarından da atlar tarafından enerji sağlamak için yüksek oranda yararlanılmaktadır. Söz konusu çalışma sonuçlarına bakılırsa, fruktoz insanlardaki gibi yüksek glisemik etkiye neden olmamakta, bu nedenle atlarda daha güvenilir şekilde kullanılabilmektedir. Yağlarla ilgili yapılan bir araştırmada, atlar %5 - 20 oranında farklı sindirilebilir yağlar ile beslenmiştir. Bu amaçla mısırözü yağı, yer fıstığı yağı, soya yağı, soya lestini, hayvansal iç yağ ve değişik yağ karışımları kullanılmıştır. İncelemeye alınan tüm yağların tamamının %100’e çok yakın oranda barsaklardan emildiği ve rasyona yağ ekleme işleminin liflerin sindirimine olumsuz bir etki yapmadığı ortaya konulmuştur. Atların rasyonu için yağ kaynağı seçilirken ekonomik nedenler ve bu maddelerin kolay bulunabilir olması tercih edilmektedir. Hayvansal yağlar, atların ağız tadına uygun olmadığı için daha az oranda rağbet görmekte, bitkisel yağlar herhangi bir sorun olmadan her yaştaki atlar tarafından severek tüketilmektedir. Alışılmış şekilde ot - tahıl karması ile beslenen erişkin atların yemlerine sırası ile %5, %10, %15 oranında mısırözü yağı eklenerek, atların iştahı ve besinlerin sindirilebilirliği incelenmiştir. Rasyona mısırözü yağı eklenmesiyle hiçbir değişiklik gözlenmemesine rağmen, %37 oranında enerji içeren soya fasulyesi yağı eklenmesi, lifli besinlerin sindirimini önemli ölçüde azaltmıştır. Yüksek oranda yağlı besin tüketen atların barsaklarında da bol miktarda yağ bulunacağı için, yağ oranı arttıkça bakteriler tarafından yapılan lifli besinlerin fermentasyonu da engellenmektedir. Yemlere eklenen fazla miktardaki bitkisel yağlar, yağın antrenman veya yarış sonrası verilen yemlerdeki karbonhidratların glikojen halinde depolanmasını da engellemektedirler. Ancak 3 hafta gibi bir süre yemlere bitkisel yağ katkısı olursa, glikojen depolanması yağ verilmeyen atlar ile aynı düzeye gelebilmektedir. Buradan şu sonucu çıkartabiliriz, yarıştan en az 3 hafta önce atlara bitkisel yağ verilmeye başlanmalıdır. Genellikle balık yağından elde edilen omega3 yağ asitleri sağlık için çok yararlıdır. Lipid metabolizmasının çalışması, kalpteki coroner damarların korunması ve alyuvar (eritrosit) üretimi için de omega3 gereklidir. Balık yağı verilen atların kanında omega3 düzeyi gözle görünür biçimde artmış, buna karşın mısırözü yağı verilen atların kanında omega3 düzeyinde bir artışa rastlanılmamıştır. Balık yağı katkıları aynı zamanda omega6 da içermektedir. Yonca, eskiden beri bilinen iyi bir protein kaynağıdır. Protein katkısı olarak yonca ile beslenen taylar, protein katkısı olarak soya fasulyesi ile beslenen taylar ile büyüme parametreleri açısından karşılaştırılmış. Bedensel ölçümler sonuçta her iki grupta da birbirine yakın olmasına karşın, soya ile beslenen tayların bedenlerinde hem daha çok azot saptanmış, hem de kaslarında daha çok proteine sahip olduğu görülmüştür. Eğer tayların rasyonunda yüksek oranda yonca bulunursa, ek olarak fosfor ve bazı iz elementlerin katkısı da gerekir. Çünkü yoncada bu maddeler, tayların gereksinimini karşılayacak kadar yoktur. Her yaştaki yarış atının yeminde protein kaynağı olarak kullanılacak yem maddeleri yüksek oranda ve sindirilebilirliği fazla amino asitler içermelidir. Yemin içindeki protein miktarı fazla olabilir ama tamamı sindirilebilir anlamına gelmez. Bu nedenle gerek büyümekte olan tayların gerekse erişkin yarış ve damızlık atlarının öncelikle günlük minimum protein gereksinimleri karşılanacak şekilde rasyon hazırlanmalıdır. Eğer dışarıdan alınması zorunlu olan (esansiyel) amino asitleri yeterince karşılayan bir yem karışımı varsa, toplam protein düzeyinin çok fazla olmasına gerek yoktur. %7.5 - 8 protein içeren böyle bir rasyon da yeterli olabilir. Lizin, treonin ve metiyonin gibi amino asitlerce zenginleştirilmiş bir yem karışımının protein oranı biraz düşük olsa da atın günlük gereksinimini karşılar. Sanat, tabiata ilave edilmiş insandır… Francis Bacon S

RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=