2019_Kasim

59 TJK’NIN SESİ KASIM 2019 nsanlık tarihi açısından dünya genelinde kabul edilen milat kavramının günümüzden ancak 2 bin yıl geriye dayandırıldığı düşünüldüğünde, milyonlarca yıl öncesinden canlı yaşamına dair günümüze ışık tutacak bir takım bulguların elde edildiğini öğrenmek oldukça şaşırtıcı olabilir. Modern insanların (Homo Sapiens) dünya üzerindeki varlığı yalnızca 160.000 yıl öncesine kadar tarihlenirken, insan ırkının bilinen dünyayı şekillendirdiği sıralarda muazzam bir yakınlık kurduğu atların zamansal dayanağı için oldukça farklı tezler mevcuttu. Kimi bilim çevreleri, modern atların ilk örneklerinin 6 ile 7 bin yıl önce görüldüğü savının üzerinde dururken, diğer kesim, günümüzdeki hallerinden bir hayli farklı olsalar da değişik türdeki atların kesin olarak tarihlendirilememesine rağmen çok daha eski dönemlerden bu yana dünya üzerindeki varlıklarının kabul edilmesi gerektiğini savunuyordu. 2000 yılında, Almanya’nın Darmstadt Şehri’nin yakınlarındaki bir taş ocağında işçiler tarafından tesadüfen bulunan tuhaf bir canlının iskeleti, tüm dikkatleri üzerine çekti. Keşfedilen kemiklerin tuhaf görünümünden dolayı hangi hayvana ait olduğunun anlaşılamaması üzerine Frankfurt Üniversitesi’nin araştırma ekibine bilgi verildi. Vakit kaybetmeden bölgeye gelen Dr. Jens Franzen ve ekibi bulunan kemikleri, dikkatlice incelemek üzere Senckenberg Araştırma Merkezi’ne götürdü. Neredeyse 20 yıl süren araştırmaların nihayetinde, taş ocağında bulunan bu enteresan fosilin daha önce rastlanmamış bir canlıya ait olduğu sonucuna varıldı. Buna ek olarak, elektronik mikroskopla yapılan kapsamlı taramalar neticesinde, kemiklerin üzerinde çok iyi vaziyette korunmuş doku örneklerinin de halen mevcut olduğu görüldü. Örnekler üzerinde yapılan analizler, bu hayvanın günümüzde hemen hemen dünyanın her bölgesinde var olan modern atların 50 milyon önceki ilk örneklerinden birisi olduğunu ortaya çıkardı. Eurohippus Messelensis olarak isimlendirilen türün mensubu bu canlının araştırma ekibine bir sürprizi de vardı; bu hayvan hamileydi ve doğumuna çok az bir süre kala hayatını kaybetmişti. Atın karın bölgesinde kolayca görülebilen talihsiz fetüs, annesi gibi günümüze dek neredeyse hiç bozulmadan gelebilmişti. Yavrunun yalnızca kafatasında zamana dayalı bir takım ezilmeler mevcuttu. 50 milyon yıl önce sayısız tatlı su hayvanına ev sahipliği yapan bir göl olan taş ocağı bölgesine su içmek için geldiği var sayılan bu tarih öncesi atın, anlık bir dikkatsizlik sonucu ayağının kayıp suya düştüğü ve gölün tabanındaki çamur tortusunda boğularak, karnındaki yavrusuyla birlikte hayatını kaybettiği ön görülüyor. Bir diğer tahmin ise, o dönemde (Eosen Dönem) olayın yaşandığı bölgede son derece aktif olan volkanik aktivitelerin zehirli gazlar üretip, civardaki birçok hayvanla birlikte atı ve yavrusunu öldürmüş olabileceği yönünde idi. Günümüzde yaşayan modern atlarla kıyaslandığında oldukça küçük boyutlarda olan Eurohippus Messelensis, ufak bir süs köpeği boyutlarındaydı. Bu antik canlı, küçük olmasının yanında bugünkü atlardan uzuvları bakımından da son derece farklıydı. Tarih öncesi atın ön ayaklarında 4, arka ayaklarında ise 3 adet parmak bulunuyordu. Kuyruğu da bir köpeğinkini andıran bu küçük hayvan, son derece kısa bacaklara sahipti. Fiziksel olarak birçok yönden farklılıklar gösterseler de, bu antik canlı ile modern atlar arasında ortak yönler de yok değildi. Tarihi atın karnındaki fetüsün yapılan analizlere olan önemli katkısıyla, araştırma ekibi günümüzdeki atlarla bu tarihi hayvanların üreme sistemlerinin neredeyse bire bir benzerlik gösterdiğini gün yüzüne çıkardı. Ekibin başındaki Dr. Franzen; “Annesinin rahmindeki 12 cm. boyutundaki bu fetüs, şu ana kadar bulunan, türünün en eski ve aynı zamanda ironik bir biçimde en iyi korunmuş örneği konumunda. Bu sebeple bizim için çok değerli. Ayrıca, atın rahminde ve plasentasında yaptığımız tetkikler neticesinde, bu hayvanların üreme sistemlerinin milyonlarca yıldır hemen hemen hiç değişmediğini farkettik. Daha net bir ifadeyle, ortalama 11 ay olan gebelik sürelerinin günümüz kısrakları ile aynı olduğu ortaya çıktı” ifadelerini kullandı. Ayrıca Dr. Franzen, bu tarih öncesi canlının kafasının arka kısmında yeleyi andıran bir kıl yapısı barındırmasını da günümüz atlarıyla arasındaki bir diğer ortak nokta olarak gördüklerini sözlerine ekledi. Alman bilim adamı, boyları en fazla 40 cm.’ye kadar uzayan ve ortalama ağırlıkları 10 kilo olan Eurohippus Messelensis ırkını, cidago uzunluğu ortalama 160 cm. olan ve ağırlıkları yine ortalama 400 ila 500 kilo olan safkan İngiliz atlarıyla yan yana tasvir ettiklerinde, genel resmi daha berrak bir şekilde gördüklerini belirtti. İnsanoğlu, evrimsel süreçte fiziksel olarak birçok farklı evreden geçen atlarla, diğer hiçbir canlıyla kuramadığı çok özel bir ilişkiye sahip oldu. Modern dünyanın şekillendiği uzun evrelerin ağırlığını kadim dostlarıyla birlikte her daim sırtlarında taşımış olan bu özel canlılar, şimdilerde farklı biçimlerde olsa da medeniyet yükünü tüm zorluğuna rağmen yine insanlarla beraber taşıyor. Bu iki tür arasında binlerce yıldır süren bu güzide yoldaşlık, önlerinde uzanan gelecek yolunda da hız kesmeden devam edecek gibi duruyor. İ EUROHIPPUS MESSELENSIS TÜRÜNÜN YENİDEN CANLANDIRILMASI... ORTALAMA BİR İNGİLİZ ATI İLE EUROHIPPUS MESSELENSIS TÜRÜNÜN KARŞILAŞTIRILMASI...

RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=