2019_Agustos

17 - 24 NİSAN 1932’DE FRANSA NICE’DE ULUSLARARASI ENGEL ATLAMA YARIŞMALARI’NDA İKİNCİLİK ÖDÜLÜ KAZANAN TĞM. SAİM POLATKAN FRANSIZ GENERALİNDEN ÖDÜLÜNÜ ALIRKEN... Satın alınan bu atlar, ülkemize getirildikleri ilk günden itibaren ilk beş - altı ay boyunca, canlı bir organizmanın yeni bir çevreye alışma ve uyumlu hale gelme süreci olarak tanımlanan aklimatizasyon işlemine tabii tutulmuşlar. Bulundukları bölgeden bambaşka bir coğrafyaya getirilen bu atlar, değişen sıcaklık, nem, basınç değerleri gibi iklim koşullarına ve henüz hazır yem sektörünün bırakın yaygınlaşmayı, neredeyse var olmadığını söyleyebileceğimiz bu tarihlerde, bölgede yetiştirilen bitki ürünlerine ve uygun görülen yem rasyonuna alıştıktan sonra idmanlara başlamışlar. Fakat o güne kadar, yurtdışından binicilik yarışmalarına hazırlanmak üzere hiç at getirilmemiş. Özkan Temurlenk’in kaleme aldığı, “1930 - 1960 Türk Binicilerin Uluslararası Yarışmaları” adlı kitapta, o yıllarda kendisinden büyük bir övgü ile bahsedilen Fransız eğitmen Taton’un bile yurt dışından getirilen bu atları eğitme konusunda çok deneyimli olmadığını ve getirilen bu atların çoğunun sakatlandığı ve kariyerlerinin sona erdiği belirtilmiştir. Bu nedenle, binicilerimizin yarışmalarda kullanabilecekleri yedek atları da yoktu. Diğer ülkelerin takımları, bindikleri atlar herhangi bir sakatlık yaşadığında veya başka bir sebeple yarışma dışı kaldıklarında, yedek atlar ve biniciler ile yerlerini doldurabiliyorlardı. Bu nedenle, daha önce eğitim verilen yerli atlardan yararlanılmaya başlanmıştır. Tğm. Saim Polatkan’ın Nice Uluslararası Engel Atlama Yarışmaları’na birlikte katıldığı “Kısmet” de bu atlardan biri idi, hatta en iyisi olarak dikkat çekiyordu. Karacabey yetiştirmesi olan Kısmet, 156 cm’lik cidagosu ile cüsseli sayılabilecek bir attı. Tğm. Saim Polatkan’a, 34 katılımcının mücadele ettiği Nice Büyük Oteller Ödülü Yarışması’nda ikincilik ve 32 yarışmacının katıldığı Belçika Süvarisi Ödülü Yarışması’nda üçüncülük kazandırmıştı. Uluslararası yarışmalarda, 1960 yılına kadar başka bir Türk atı daha görülmemiştir. O tarihlerde, teknolojinin ilerlemesiyle beraber mekanize birliklerin artmasına, bunun bir sonucu olarak da atlı birliklere verilen önemin nispeten azalmasına çeyrek asırdan daha uzun bir süre vardı. Bu nedenle, ordu mensubu biniciler, binicilik branşının tüm disiplinlerinde uzun bir süre zirvede kaldılar. Bizim Binicilik Milli Takımımız da o yıllarda Türk Ordusu’nda kadrolu olarak profesyonel askerlik hizmeti veren genç subaylardan seçiliyordu. Binicilik takımımızdaki tüm atların eğitimsiz olmasının yanında, binicilerimiz de yarışma konusunda tecrübesizlerdi. Buna rağmen binicilik okullarındaki eğitmenler, seçilen subayların hızlı bir şekilde yetişmeleri ve atların da yarışmalara katılacakları disiplinler için en iyi şekilde eğitilebilmeleri için büyük bir özveri ile çalıştılar. Deneyim eksikliği, maddi ve manevi birçok kayıp yaşanmasına sebep olsa da ülkemiz biniciliğinin gelişiminde büyük rol oynamıştır. Ne derler bilirsiniz, “Tecrübe, hayattaki en iyi öğretmendir...” Bahsettiğimiz zor koşullar altında ve çok kısa bir zamanda müsabakalara hazırlanan binicilerimiz, defalarca uluslararası yarışmalara katılmış ve dereceler elde etmiş deneyimli subaylara ve atlara karşı mücadele etmek zorunda kalsalar da katıldıkları yedi yarışmanın beşinde, ödül almayı başardılar. Ülkemize döndüklerinde kahramanca karşılanan binicilik milli takımımız İrlanda’yı geride bırakarak 7’nci olmuştu. Bu başarıları öğrenen Mustafa Kemal Atatürk, bir ikincilik ve bir üçüncülük elde eden Tğm. Saim Polatkan’a Cumhurbaşkanlığı ahırlarında üretilen Çankaya adlı safkan bir tayı armağan etmiştir. Kendisine Tğm. Rütbesi’ndeki bir subayın ordu içerisinde at besleme hakkının bulunmadığı söylendiğinde ise, Çankaya’nın dört yıllık bakım ücreti karşılığı olan 500 TL’nin Tğm. Saim Polatkan’a verilmesini emretmiştir. Bu durum, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve kurtarıcısı olan Mustafa Kemal Atatürk’ün sporu ve sporcuları desteklediğinin en büyük örneklerinden birisidir. Önümüzdeki sayımızda, açılışını Adolf Hitler’in yaptığı 11’inci Yaz Olimpiyat Oyunları’na gideceğiz. Türk Biniciliği’nin ilk kez Olimpiyat Oyunları’na dahil olduğu, ilk kez madalya kazandığımız ve Türk kadın sporcuların katıldığı ilk oyunlar olan 1936 Berlin Olimpiyatları, tüm binicilik disiplinleri arasında günümüze kadar ülkemiz adına alınan en iyi olimpiyat derecesine de sahne olmuştur. 55 TJK’NIN SESİ AĞUSTOS 2019 KAYNAK: TMOK & ÖZKAN TEMURLENK * 1930 - 1960 TÜRK BİNİCİLERİN ULUSLARARASI YARIŞMALARI KARACABEY YETİŞTİRMESİ OLAN KISMET, OLİMPİYAT OYUNLARINA KATILAN İLK VE TEK TÜRK ATIDIR...

RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=