2018_Temmuz

71 TJK’NIN SESİ TEMMUZ 2018 O sman Ertem, Erzincan / Kemaliye / Eğin doğumlu. Henüz daha ilkokul çağlarındayken sevdalısı olduğu atlarla ilk buluşmasını Veliefendi Hipodromu’nda gerçekleştirmiş. Lise yıllarına geldiğinde ise, arkadaşı Onur Yetkin’in dedesinin sahibi olduğu Simsaroğlu Harası’na gitmesiyle, atlar onun için bir tutku haline gelmiş. ∂ “Lisede Onur Yetkin ile tanışmam ve dedesinin harasına gitmem beni iyiden iyiye atçı yaptı. Veliefendi’deki haraya girmem benim için büyük şanstı ve neredeyse vaktimin tamamını orada geçiriyordum. Yaz ayları geldiğinde eve gitmezdim, onun yerine harada kalır atçılığı öğrenirdim. Eskiler bilir, ekürinin antrenörü Kör Abdullah idi, jokeyi de Ekrem Kurt... Onların yanında yetişmem benim en büyük şansımdı. Haranın toplam büyüklüğü 50 dönümdü ve aygırlar, kısraklar, taylar, hepsi orada yetişirdi. O çiftlik çok şampiyon çıkardı; Belka, Bent, Asalet, Bikini, Afacan, Aksu, Gülseren, Senfoni, Emel, gibi... Şu an, o hara otopark olarak kullanılıyor.” Hala her sabah erken saatlerde hipodromun yolunu tutan Osman Ertem, sağlığını da çocukluk yaşlarından bu günlere kadar süre gelen disiplinli yaşamına borçlu. ∂ “Her sabah saat 04:30’da atlar ahırlarından çıkmadan önce kapılarında hazır bulunurum, akşam da kapıları kapandıktan sonra hipodromdan ayrılırım. Bu benim için bir kuraldır. Çünkü, Özdemir Atman ve Abdullah Bey’den böyle gördüm. Atlar, her hangi bir sorunları varsa, ahırdan çıkarken ilk adımlarında belli ederler. Eğer siz o ilk adımı yakalayamazsanız, ısındıktan sonra her şey çok geç olabilir. Bir de Semiral Bilbaşar’dan, her sabah mutlaka bütün atların vücut ısılarını ölçmem gerektiğinin öğüdünü almıştım. Bu öğütler ve tecrübeler her zaman yolumda ışık oldu.” Osman Ertem’in neredeyse çalışmadığı hiçbir eküri kalmamış. Haliyle, bir insanın ömrünün neredeyse tamamı atlarla geçince, birçok ekürinin de gözde antrenörü oluyor. Antrenörlük lisansını da Orhan Meker’in bütün suallerine doğru cevap vererek başarıyla almış. Daha sonra da Semiral Bilbaşar, Celalettin Alkan, Necdet Narin, Alpay Özoğul, Levent Dilmaç, Orhan Sinanoğlu, Ekrem Beşerler, Yavuz Sarıkaya ve daha birçok başarılı ekürinin antrenörlüğünü yapmış. ∂ “Başarılı ekürilerde çalıştım ve muvaffak oldum. Ama tesadüf değildi... Mesela, eskiden Semiral Bilbaşar’ın atlarına bakardım ve çok da başarılar kazandım. Devamlı olarak benim İzmit’teki çiftliğine gitmemi ve taylarıyla da ilgilenmemi isterdi. Sonra, İzmirli Karasu Ailesi’nin atlarını koşardım, arkasından Buca’daki çiftliğe gider kısrakların muayenesini, çekimlerini ve doğumlarını yaptırırdım. Ekürinin taylarını da Akhisar’daki çiftliklerinde büyütür, sahaya getirirdim. Yani, haradan sahaya olan süreçle de ilgilenir, böylelikle gözümden hiçbir şey kaçırmazdım.” Osman Ertem antrenörlüğü sadece Türkiye’de yapmamış, Avusturya ve Arabistan’da da antrenörlük yapıp başarılı olmuş. Hatta, “Arabistan’da yaşadıklarımı anlatsam bu sayfalar yetmez” diyerek, anılarının ne kadar çok olduğundan bahsediyor. Arabistan’da çalışırken, Riyad - Cenedre arasındaki 50 kmlik yolu her gün o sıcakta gider gelirmiş. Çünkü orada bakması gereken taylar varmış. ∂ “Ben çalışmaktan hiç çekinmedim. Bizler canlı varlıklarla uğraşıyoruz ve sürekli gözümüzün önünde tutmamız lazım. Ne yazık ki bu iş uzaktan kumandayla yürütülemiyor. Yeni yetişen arkadaşlarıma ilk tavsiyem, disiplinli olmaları ve bu işi gerçekten bilen birinin yanında eğitim görmeleri. Şimdiki arkadaşlarımız çok şanslılar, çünkü okuyabilecekleri bir çok dökümana sahipler. Her istedikleri bilgiye bir tuşla ulaşabiliyorlar. Gelişmiş teknolojilere sahip at hastanelerimiz var. Biz eskiden her şeyi gözlem yoluyla çözmek zorundaydık. Gözden kaçırdığımız en ufak detay, başarıyla aramıza giren engel olurdu. Bugünlerin kıymetini ve tecrübeli antrenörlerin birikimlerini göz önüne alarak hareket ederlerse çok başarılı olabilirler.” Osman Ertem, antrenörlüğünün yanı sıra, at sahipliği de yaptı. İlk sahip olduğu safkan, Simsaroğlu’nun Letafet’i olmuş. Arkasından da Kızım isimli kısrağı almış. Hatta bununla ilgili olan anısını da şöyle anlatıyor: ∂ “O zamanın Teknik Büro Müdürü O. Eğinlioğlu, yarış programına Eğinli Koşusu’nu koydu. Köyümün adını taşıyan bu yarışı kazanmak için ahırda yatar oldum. Yine bir arkadaşımın sahibi olduğu Sülo isimli at da benim adıma koşuyordu ve kendisinden onu da benim hazırlamam konusunda izin aldım. Sonuçta yarışa iki safkanla girerek şansımı arttırmak istiyordum ve öyle de oldu... Yarışı Sülo birinci, Kızım ikinci olarak tamamladık. Gerçi Sülo benim atım değildi ama olsun, benim antrene ettiğim bir safkandı ve ben hedeflerime ulaşmıştım.” Duayen antrenörümüzün en unutamadığı safkanlardan biri de küçük gelininin ismini verdiği Serapgelin... Bu safkanı tam koşacağı zaman kendisinin uzakta olması ve maddi durumunun da bu safkana daha fazla bakmasına elvermediğinden dolayı Levent Demirgüreş’e vermiş. Serapgelin yarış kazanmış kazanmasına ama esas büyük başarısını şampiyon safkan Kuloğlu’nu vererek yakalamış. Yine unutamadığı bir anısı da, sezon açılış günü Utku Doğdu’nun Karapınar, Gürpınar ve Nehir’i Ertul Cankılıç idaresinde kazanarak Osman Ertem’e unutamadığı bir gün yaşatmış. Osman Ertem son olarak atçılık camiamıza şu mesajları vermek istedi: ∂ “Ben, İrlanda ve İngiltere’de çok defa bulundum. Oradaki safkanlar, çiftliklerde, idman pistlerinde antrenmanlarını yapıyorlar ve hipodromları sadece yarışmak için kullanıyorlar. Doğup büyüdüğü çiftlikte hayatını sürdüren at, hem psikolojik olarak hem de bedenen daha sağlıklı ve verimli oluyor. Hipodromda yaşamını sürdüren atlar ise, yeteri kadar gezinti yapamıyor, hayatlarının birçok anını çok kısıtlı bir alanda kapalı kapılar ardında geçiriyor. Bir an önce bununla alakalı bir çözüm üretilmeli ve bu değerli canlıların yaşam kaliteleri arttırılmalı. Tüm atçılık camiamıza başarılar diliyorum ve sevgilerimi sunuyorum.”

RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=