2018_Temmuz
30 TJK’NIN SESİ TEMMUZ 2018 ATÇILIK SERÜVENIM... İlk atım Gökhun’u aldım ve serüvenimiz başladı. Tabii, bunun öncesi de var... Çocukluk yıllarımda, köyde sadece bizim ailede at vardı. Atlara binmeyi çok severdim ve izinsiz de çok defa bindim. Hala vücudumda o düşmelerin izini taşırım. Zaten, at sevdası bizim atalarımızdan geliyor. Ben Bulgaristan göçmeniyim, orada bir Türk köyünde doğdum. Buraya, 8 yaşında geldim. İlk atım Gökhun’dan sonra rahmetli İlyas Çokay’dan iki tane dişi safkan aldım. Bu safkanların yarış hayatı bittikten sonra da kimseye veremedik ve anne yapmaya karar verdik; Safin ve Sabırlı Kadın... DAHA ÇOK AT... Safin’i Nursultan’a, Sabırlı Kadın’ı da Ramadan’a çektik. Tabii, bu kısrakları koyacak bir yer lazım oldu. Önce pansiyona verdim fakat, burada yapılan bakımı beğenmediğim için Konya Ereğlisi’nde kendime bir yer kiraladım. Ahırları yaptırdıktan sonra iki kısrağımı da buraya koydum. Bu durum sizi daha çok at almaya teşvik ediyor ve bizde de tam olarak böyle yaptık. 3 - 5 safkan derken, bir baktık ki hem çiftlik büyümüş hem de işin hacmi büyümüş. Ben şunu gördüm; “eğer bu işe bir dişi at ile başlıyorsanız ve o kısrakla vedalaşamıyorsanız, bu durum sizi kendiliğinden yetiştirici yapıyor.” Yani şunu söyleyebilirim; bizim yetiştiriciliğe başlangıcımız bu kısraklar ile olmuştur, dolayısıyla da bu kısrakları aldığımız İlyas Çokay öncümüzdür, bizim duayenimizdir. Adana kış sezonunda sürekli kendisiyle görüşür, tecrübelerinden faydalanırdım. SAFIN... Safin’i alma hikayem de enteresandır; ben, İlyas Amca’nın herkese at sattığı dönemlerde ondan hiç safkan alamadım. Bana; “Herkese at sattım bir tek sana satamadım” diyordu. Bir gün; “Git şu atlardan birini beğen de sana satayım” dedi. Ben de Oğuz Gürkem’i yoldan çevirdim, iki at arasında karar veremiyordum, sonunda Safin’de karar kıldık. İlyas Amca’dan ilk atımı işte bu şekilde aldım. Biz o gün aslında yetiştiriciliğimizin de temellerini atmışız... İki kısrakla başlayan yetiştiriciliğimiz bu gün 40 kısrakla bir portföye dönüştü. HEDIYE KISRAKLA OLMAZ... Zaman içinde şunu da tecrübe ettik; kim kısrak verse aldık. Hep kısraklar bize hediye olarak geldi. Ama baktık ki bu iş hediye kısraklar ile yürümüyormuş. Tabii, biz bunu çok sonra gördük. Sadece iki tanesinden başarı geldi, onlar da Viola ve Elmas Bike idi. Demek ki; pedigri analizi, eşkal gibi konulara da dikkat etmemiz gerekiyordu. Mesela, aygır aşımı bile yaparken beğendiğimize gönderiyorduk. Uyum var mı, yok mu? Hiç düşünmüyorduk... Kısacası ilk zamanlar çok hatalı işler yapmışız. Zaman içinde, çok da araştırmacı biri olduğumdan, internet siteleri ve kitaplardan yaptığım incelemelerle kendimi geliştirdim, geliştirmeye de devam ediyorum. ATÇILIĞIM 18.00’DA BAŞLIYOR... Benim kendime ait bir işim var. Sabah 08:30’da başlar, 18:00’da o işimi bitiririm. O saatten sonra da hobim olan atçılığa vakit ayırırım. Bizim atçılıktaki ekip de bunu çok iyi bilir ve 18:00’da kadar bana telefon açmazlar. Yani bu saat benim için ikinci kanala geçiş zamanı ve bazı günler gece saat 2’lere kadar sürebiliyor. Hatta hanım beni arar; “Hadi artık gelmiyor musun? Biz yatacağız.” diye. Çoğu zaman benim saatten haberim dahi olmaz. Ben atçılığa her zaman hobi olarak baktım. Çünkü, iş olarak görürseniz stres başlar ve hata yapma oranınız yükselir. Dünyada bunu iş olarak yapan birçok kişi ve şirket var. Fakat, bizim ülkemizde iş olarak görülmemesi gerektiğini düşünüyorum. KONYA EREĞLI... Bizim Konya Ereğlisi’ndeki çiftliğimiz tapulu olarak 220 dönüm. Yaklaşık 20 dönüm kadar da kiralık arazimiz var. Yani toplamda 240 dönüm kadar bir yere sahibiz. Kısrak sayımız son yıllarda çok arttığı için İzmit’te eski Davide Franco Çiftliğini kiraladık ve kısraklarımız ile birlikte aygırlarımızı da oraya yolladık. Burada sadece tayları bulunduruyoruz çünkü, buranın taylar için daha güvenli olduğunu düşünüyorum. 240 dönümün tamamını taylara adamış bulunuyoruz. Burada 11 padoğumuz mevcut. Şu an 13 tane erkek tayımız var ve bunları 3 padoğa bölüştürüyoruz. Her birinin ortalama büyüklüğü 30 dönüm kadar. Dişi taylarımızı da iki padoğa dağıtıyoruz ve düzenli olarak padoklarını değiştiriyoruz. AR - GE ÇALIŞMALARI... Değiştirmek deyince, bu konunun çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bizim sürekli olarak atçılıkla alakalı AR - GE çalışmalarımız oluyor. Şöyle ki; Ereğli’de şebekeden gelen su, içimi çok keyifli olan İvriz suyudur. Bu suyun haricinde artezyen kuyuları açtık. Bu kuyulardan iki tanesinin iz elementleri ve mineraller bakımından çok zengin olduğunu tahliller sonucunda öğrendik. Bunu da ahırlardaki yalaklarda ve padokların sulamasında kullanmaya başladık. Bu uygulamadan muvaffak olduğumuzu da yıllar içinde çekilen röntgen filmlerinde gözlemledik. Bizim amacımız sürekli kendimizi geliştirmek ve bu gelişim için de her türlü öneriyi değerlendiriyoruz. Tabii, zamanında çok hatalar da yaptık. Mesela bu bölgedeki yoncanın çok faydalı olduğunu söylediler ve ota para vermeyin yonca daha besleyicidir dediler. Biz de hep yoncayla beslemeye başladık. Kulaktan dolma bilgilerin ne kadar hatalı olduğunu da bu olayda net olarak gördük. Çünkü, sadece yonca ile beslediğimiz o taylarımızda hep üreme, gaga gibi sorunlarla karşılaştık. Yani hiçbir şeyin fazlasına da kaçılmaması gerekiyor. Hep optimal seviyeleri korumalısınız. YETIŞTIRİCİLİĞİN SISTEMATIĞI... At yetiştirmenin olmazsa olmazları; iyi hava şartları, iyi padoklar, doğru beslenme, toprak, çim örtüsü ve kaliteli su. Bizim diğer yetiştiricilerden farklı yaptığımız bazı konular da var. Bizim taylarımız yaz kış sürekli dışarıda kalırlar. Sadece yemlemek için ahırlarına alınırlar ama daha sonra hemen geri salınırlar. Bunu zaman içinde öğrendik ve çok büyük faydalarını gördük. Tabii, bu konuyu nerede öğrendiğimizi sorarsanız, size ABD, Kentucky diyebilirim. Orada da yetiştiricilik yaptığımız için onların sistemini kendimize adapte ettik.
Made with FlippingBook
RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=