2018_Mayis

45 TJK’NIN SESİ MAYIS 2018 H iperbarik oksijen sağıtımı, hastanın (insan veya hayvan) kapalı bir odaya alınıp, normal atmosfer basıncından birkaç kat fazla oksijene maruz tutularak uygulanan bir tedavi biçimidir. Oda içindeki bol oksijen, solunum yoluyla bedene alınarak kan dolaşımına karışır. Oksijence zenginleştirilmiş kan, tüm doku ve organlara yayılır. Lenf, beyin, omurilik sıvısı gibi beden sıvılarında ve kemik iliğindeki oksijen oranı yükselir. Bu sayede bakteri gibi hastalık etkenlerinin yok edilmesi, sakatlıkların düzelmesi ve derin yaraların iyileşmesi amaçlanır. Bilindiği gibi vurgun yemiş dalgıçlarda başarı ile kullanılan ve sonra diğer bazı hastalıklar için de başvurulan bu sağıtım metodunun, insan hekimliğinde otuz yıldan fazla geçmişi vardır. İnsan hekimliğinden uyarlandığı için, insanlardaki sorunlara benzer durumlarda atlar için de kullanılmaktadır. Yarış atlarındaki bazı sakatlıklarda ve derin doku kayıplı yaralarda, esas sağıtımın yanında başvurulan yardımcı bir sağıtım yöntemi olarak kabul edilir. Soluduğumuz havanın yaklaşık beşte biri oksijendir. Geriye kalanın büyük bir kısmı azottur, az miktarda da diğer gazları içerir. Kırmızı kan hücreleri (alyuvarlar) oksijeni akciğerlerden alıp, erimiş halde bedenin tüm dokularına, en uç kısımlarına kadar taşır. Hızlı ve derin soluk almak kanda taşınan oksijenin miktarını fazla değiştirmez. Hızlı ve derin solunum, normal atmosfer basıncındaki oksijenin kanda biraz daha oranını arttırabilir. Fakat atın, hiperbarik oksijen odasına alınması ve atmosfer basıncının arttırılması, kanın oksijen taşıma kapasitesini arttırır. Kandaki erimiş oksijen miktarı artar. Organ ve dokulara, alyuvarlar tarafından çok daha fazla oksijen taşınmış olur. Hiperbarik oksijen sağıtımı ile kılcal kan damarlarının gelişmesi, büyümesi uyarılmış ve desteklenmiş olur. Özellikle kemik ve yumuşak dokularda daha çok oksijen ve daha çok kan ile beslenen hasarlı kısımların iyileşmesi hızlanır. Dokular iyileştikçe bölgedeki ödem (şişkinlik) ve yangı azalır. Fibroblast hücrelerin çoğalması teşvik edilerek, bu hücrelerin iyileşme süreci için gerekli kolajen üretimleri sağlanır. Yüksek oksijen düzeyi, dokularda beyaz kan hücrelerinin (akyuvarlar) gücünü arttırarak, enfekte alanlardaki bakterileri öldürmelerine yardımcı olur. Ayrıca, enfekte dokulardaki anaerobik (oksijensiz ortamda yaşayan) bakteriler, bölgedeki oksijenin artması ile yaşayamaz, kısa sürede direkt oksijene maruz kalarak ölürler. Yüksek oksijen sayesinde oluşan ve dokuların her tarafını ağ gibi saran kılcal kan damarları, bölgeye daha önce ulaşamayan antibiyotiklerin de yayılmasını sağlarlar. Örneğin, düşük oksijenli ortamda yeterince etkin olamayan amikasin ve gentamisin gibi aminoglikozit grubu antibiyotiklerin, hiperbarik oksijen sağıtımının desteği ile güçleri artar. Hiperbarik oksijen sağıtımı için hasta at, büyük bir metal odaya alınır. Atın, odanın içinde hareket etmesine izin verilirse, kendisini daha rahat hissedecektir. İlk bir – iki seansta sakinleştirici yapılabilir. Odanın kapısı kapandığı zaman, atın davranışları birkaç açıdan kameralar ile izlenir. Çoğu odada sıvı oksijen kullanılır. Odanın basıncı kademeli bir şekilde arttırılır. Oksijen tabandan odanın içine ve tavana doğru yavaş yavaş yayılır. Odanın içindeki at, normal atmosfer basıncından iki üç kat daha fazla basınca maruz kalır. Ortam havasındaki oksijen git gide arttırılarak en üst düzeye ulaşır. Yaklaşık yarım saat sonra basınç 2 – 2.5 atmosfer ve oksijen oranı %94’e kadar çıkar. Atın hastalığı veya sakatlığına göre, bu odanın içinde yaklaşık bir saat kalır. Sağıtım süresi, maksimum basınç miktarı, seans sayısı sağıtım amacına göre değişir. Odayı yöneten kişi daha sonra basıncı yavaş yavaş düşürür ve at dışarıya çıkartılır. İnsan hekimliğinde basit olaylarda genellikle on – on dört seans uygulanmaktadır. Veteriner hekimlik de bu deneyimleri rehber aldığı için, seans sayıları benzer olaylarda aynı tutulmaktadır. Fakat kemik enfeksiyonları gibi ciddi hastalıklarda, seans sayısı elliye kadar çıkabilir. Olayın ciddiyetine göre, yarış atları genellikle on – otuz seans arası bu odayı kullanırlar. Yarış atının bireysel kondisyonu, form durumu (yarış koşan veya istirahatte oluşu gibi) da seans sayısını belirlemede göz önüne alınır. Çoğu olayda, hiperbarik oksijen odasına alınan at on beş – yirmi dakikalık periyod ile de başlayabilir. Atmosfer basıncı deniz seviyesinde “bir” olarak kabul edilir. Suyun altına inildikçe, her on metrede bir atmosfer basıncı artar. Örneğin, yirmi metre derinlikte iki, otuz metrede üç atmosfer basıncına eşittir. Sağıtım seansının sonuna doğru basıncın yavaş yavaş düşürüldükten sonra atın dışarıya çıkartılması çok önemlidir. At dışarıya çıkarken oda basıncı, normal atmosfer basıncında olmalıdır. Yüksek basınç ve oksijen konsantrasyonu arttıkça içerideki hastanın her solunumunda bedenine daha çok oksijen girecek ve bu oksijen erimiş halde kan dolaşımına karışacaktır. Kandaki çözünmüş oksijen miktarının artması ile de tüm beden dokularına, dolayısıyla bu arada zedelenmiş ve hasta dokulara da daha çok oksijen taşınacaktır. Dokularda daha çok oksijen bulunması, hücrelerin çoğalmasını uyararak iyileşme sürecini hızlandırır. Hiperbarik oksijen sağıtımı, özellikle geniş doku kayıplı yaralarda önerilmektedir. Zedelenmiş dokularda yangı hücrelerinin düzenli çalışmasına, bölgedeki artmış oksijen miktarının yardımcı olduğu ve bu sayede yangı hücrelerinin bölgede bulunan zararlı mikroorganizmaları öldürüp ortadan kaldırdığı, yapılan araştırmalar ile gösterilmiştir. Ayrıca bu sağıtım yöntemi ile bazı antibiyotiklerin de etkisi arttırıldığı için uzun süreli sağıtımlarda oksijen odası önerilmektedir. İnsan hekimliğinde, hiperbarik oksijen sağıtımı, karbonmonoksit zehirlenmelerinde, kronik enfeksiyonlarda ve yaralanmaların özellikle ilk günlerinde önerilmekte ve başarı ile kullanılmaktadır. Dokulardaki artmış oksijen düzeyi, zedelenmiş yaraların iyileşmesini hızlandırmaktan, başka bağışıklık sisteminin de gelişmesine yardımcı olmaktadır. Karbonmonoksit zehirlenmesinde, hiperbarik oksijen sağıtımının yararı şu şekilde açıklanmaktadır. Kırmızı kan hücrelerindeki hemoglobin molekülleri oksijenin taşınmasından sorumludur. Hemoglobindeki ilgili bu bölgeye bağlanmak için oksijen ve karbonmonoksit yarışır. Bu yarıştan kim daha çabuk bölgeye ulaşırsa, hemoglobine o molekül bağlanır. Bol oksijen varlığında, oksijen molekülleri hemoglobinlere bağlanarak karbonmonoksitlerin bağlanmalarına engel olurlar. Bu nedenle karbonmonoksitin dışarı atılması için çok miktarda oksijene gereksinim duyulur. Hemoglobine oksijen bağlandığı zaman, karbonmonoksit bağlanamaz ve yarışı kaybeder. (Gelecek sayımızda bu konuya devam edeceğim…) Ahlak, yaşayan her şeye karşı duyulan sonsuz sorumluluktur. Albert Schweitzer VET. HEKİM REHA GÜLTEPE AT SAĞLIĞI

RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=