2018_Haziran
85 TJK’NIN SESİ HAZİRAN 2018 diyeceği bir gelişme yaşandı: Bölgede altın kaynaklarına rastlanmış, bunu duyan ikbal avcıları Montana’ya hücum etmeye başlamıştı. Büyük arazileri hesabına geçirmeye niyetli 1. Ordu Komutanı General George Armstrong Custer bu haberin yayılmasını sağlamış, beyazların bölgeyi işgalini hızlandırmıştı. Uyanık Custer’in amacı, Amerikan Hükümeti ile Kızılderililer arasındaki anlaşmayı “defacto” ortadan kaldırmaktı. Altın madenlerinin iştahını kabarttığı hükümet de bu anlaşmayı bozmaya teşne olunca, Kızılderililerle Beyazlar arasında huzursuzluk başladı. “Beyaz Adamın” Montana topraklarından uzak duracağı sözünü verdiği anlaşmanın ihlali anlamına gelen bu durum, ciddi bir kriz yaratmıştı. Amerikan Hükümeti, daha önce Kızılderililerin olduğunu kabul ettiği ve anlaşma imzaladığı ancak, daha sonra altın bulunduğu için anlaşmadan vazgeçtiği toprakları Sioux’lardan satın almak için kabile şefleriyle görüşmeler başladı. Ancak, göçebe topluluk aşamasını yaşayan ve kapitalizmin “yüksek” kültürünün tadını bilmeyen Kızılderililer paranın ne işe yaradığını anlamayacak kadar “arkaik” oldukları için topraklarının satılık olmadığında ısrarcıydılar. Görüşmeler tıkanınca Yankiler uzun sürecek bir Kızılderili avına başladılar. Bu durumu kesin bir zafer elde ederek sonlandırmak isteyen Kızılderili kabileler Lakato, Sioux ve Cheyenneler’den oluşan bir ittifak kurarak Little Bighorn Nehri civarını mesken tuttular. Amerikan tarihinin en kanlı şavaşının yaşandığı çatışmalarda, General Custer ve iki kardeşi dahil 647 kişilik 7. Süvari Birliği’nin tamamı öldü. Kızılderililer yaklaşık 50 civarı kayıpla aradıkları kesin zaferi elde etmişlerdi. Birlikten haber alınamayınca 2 gün sonra bölgeye gelen keşif birliği savaş meydanını doldurmuş cesetlerle karşılaştı. Bu, kanları kurumaya yüz tutmuş ceset denizinde tek bir canlı hayatta kalabilmişti. Savaşın tüm dehşetinin yaşandığı, yüzlerce askerin cesedinin arasında tek başına ayakta duran, ok ve kurşunlarla yaralanmış Komançi’yi binicisi Keogh’un cesedinin başında beklerken buldular. Yedi kurşun yarası almış olmasına rağmen mağrurdu. Savaşın dehşeti kadar, zar zor ayakta duran, yaralı Komançi’nin süvarilerin başında nöbet tutmasının, savaş meydanını terk etmemesinin tüyler ürpertici etkisi tüm Amerika’ya yayıldı. Komançi, uzun süren bir tedavi gördü ve vücudundaki yaralar ölümcül olmadığı için hayata tutunmayı başardı. Ona bir prensmiş gibi muamele yapıldı ve arada sırada verilen çok sevdiği biraların tadını çıkardı. Onur Madalyası ile ödüllendirildi ve diğer savaş kahramanı atlarda olduğu gibi hayatının sonuna kadar üzerine kimse bindirilmedi. Son ikameti olan 7. Süvari Alay Karargahı’na Fort Riley - Kansas’a götürüldü. Maaşa bağlandı, 15 yıl huzurlu bir yaşamdan sonra bedeni Kansas Üniversitesi Doğal Tarih Müzesi’nde sergilenmeye başlandı. Askeri Cenaze Töreniyle uğurlanan üç attan biri oldu. (Diğer ikisi Çavuş Reckless ve Black Jack idi) Hakkında filmler çekildi (Tonka / 1958 - David Appel’in kitabına dayanan, Sal Mineo’nun oynadığı bir Walt Disney filmi olan A Horse Named Comanche olarak yayınlandı, Comanche / 2000 - Kris Kristofferson ve Wilford Brimley’nin rol aldığı Burt Kennedy tarafından yazılan ve yönetilen film), kitaplar yazıldı (Appel, David /1951 “Comanche: Amerika’nın En Kahraman Atının Hikayesi” Dünya Yayıncılık Şirketi) ve şarkılar bestelendi (“Comanche Cesur At” /1960 - Johnny Horton). Bir atın sadakatine ve cesaretine bir toplumun gösterdiği vefa ve saygı dikkate değerdi. KOMANÇİ KANSAS ÜNİVERSİTESİ DOĞAL TARIH MÜZESI’NDEKİ SERGİLENEN KOMANÇİ... LITTLE BIGHORN SAVAŞI, TUAL ÜZERİNE YAĞLI BOYA / RESSAM : CHARLES MARION RUSSEL
Made with FlippingBook
RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=