2018_Haziran

63 TJK’NIN SESİ HAZİRAN 2018 B u sayımızda, Ulucanlar Müzesi Sanat Sokağı’nda bulunan Oyuncak Atölyesi’nde el yapımı geleneksel oyuncaklar yapan Orhan Karaalioğlu’nu ziyaret ettik. Aynı zamanda bir yazar, fotoğrafçı ve iç mimar olan ustamız, ilk oyuncağını 8 yaşında yapmış. Biz de uçurtmaların, bez bebeklerin, fırıldakların, renk renk topaçların, kibrit çöpünden arabaların ve sopadan atların arasında, geleneksel oyuncakların yapılış hikayesini dinledik... BENİM USTAM ANNEMDİ... Ben 1950 yılı, Ankara doğumluyum. İlk oyuncak ustamın annem olduğunu söyleyebilirim. Ben 4 - 5 yaşlarındayken annem kağıttan bir kayık yapmış ve onu suda yüzdürmüştü. Başka bir gün, yine beni karşısına alıp bir oyuncak yapmaya başladı. İlk başta ne yaptığını anlayamamıştım, fakat, oyuncak yapımı devam ettikçe, anladım. Bana kibrit kutularından bir tren yapıyordu. O yıllarda, oyuncak lokomotifin ve vagonların tekerleklerini kartondan kesmiş ve toplu iğne yardımı ile tutturmuştu. Ben günümüzde aynı tekerlekleri, musluk contası kullanarak yapıyorum. Küçüklüğümde oyuncaklarımı hep kendim yapardım. Örneğin, o yıllarda yaptığım makaralı tel arabalar vardı. Rahmetli annem bir terziydi ve kullandığı iplikler tahta makaralara sarılı olarak satılırdı. Annem, iplikler bitince, tahta makaraları bana verirdi. Ben de bu makaraları kullanarak tel arabamın tekerleklerini yapardım. İşte bu şekilde, annem de babam da bana ne oyuncak aldılar ne de yardım ettiler. On yaşıma geldiğimde, bir kıl testere takımım oldu. Bu takım ile beraber, oyuncak yapım becerilerim de çok gelişti. İLK ATIM... Kıl testerem olduktan sonra, farklı farklı oyuncaklar yapmaya başladım. O yıllarda, ilk tahtadan atımı yaptığımı da hatırlıyorum. Günümüzde kontrplak kullansam da o yıllarda atımın baş kısmını mukavva kullanarak yapmıştım. Yeleleri için ise, annemden aldığım ince kumaş parçalarını veya ipleri kullanmıştım. Gözlerinin olduğu yere bir düğme koyup, ağzını ve burnunu da bir kalem yardımıyla çizdikten sonra, at başım hazır olmuştu. Sopasını bağladıktan sonra, sıra kantarmaya geliyordu. Onu da bir halat parçası kullanarak yapınca, artık oynamak için harika bir atım olmuştu. Sokakta atımı gören diğer arkadaşlarım da kendi atlarını yaptılar. Bu şekilde atımızın sırtında, sokaklarda koşturduk durduk. SON KİTAP... Ben, yıllar boyunca hobi olarak evimde oyuncak yapmaya devam ettim. 2000’li yılların başına geldiğimizde, oturup bugüne kadar hangi oyuncakları yaptığımı düşünmeye başladım. Benim eski de olsa atamadığım ve sürekli not yazdığım bir ajandam vardır. Hangi oyuncakları yaptığımı hatırladıkça bu ajandaya yazdım. O oyuncaklarla hangi oyunları, nasıl oynadığımızı da yazdım. Zamanla birçok oyuncak ve oyun ortaya çıktı. Bu sefer, “Notlarımı nasıl değerlendirebilirim ve bu kültürü gelecek kuşaklara nasıl aktarabilirim?” diye düşünmeye başladım. Daha sonra, hiçbir maddi beklentim olmadan notlarıma çizimler de eklemeye ve tüm bunları bir kitap haline getirmeye karar verdim. Çalışmalarım tam 4 yıl sürdü. Ne yazık ki, bir kaynak kitap olduğu için yayınevleri ilgilenmedi. 7 yıl kadar bir süre de bu kitabı bastırmak için uğraştım. En nihayetinde 2013 yılında, “El Yapımı Geleneksel Oyuncak” adıyla Gazi Üniversitesi Yayını olarak basıldı. Ben de kitabın yazarı olarak bana verilen kitapları, geleneksel oyuncaklara ilgi duyan okuyuculara dağıtınca, elimde kitap kalmadı. İkinci baskısı da yapılmayan kitabımdan bugün elimde sadece bir adet bulunuyor. Onu da atölyeme gelen misafirlere gösteriyorum.

RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=