2018_Ekim

İ stanbul’un Osmaniye Semti’nden, rahmetli babam bir ev aldı ve Rize’den gelip oraya taşındık. Semtimizde at yarışlarının düzenlendiğini sonraları fark ettim. 7 yaşlarıma geldiğimde de bir su testisi alıp, yarış yerinde su satmaya başladım. Velhasıl atlara sempatim orada başladı. Sultanahmet Sanat’ta eğitimimi gördükten sonra askerlik görevimi tamamladım ve dönünce taş ocağı açtık. Birkaç yıl orada çalıştıktan sonra, taşlar iyi çıkmayınca ocağı sattık ve taksi aldım. Birbirinin borcunu ödesin diye bir taksi daha aldım, ama taksicilik de beni hiç açmadı, çünkü gözüm hep atlardaydı. İLK AT’IM... Yarış yerine geldim ve Şahabettin Töre’den bir tne at aldım. Tabii, sağdan soldan bir şeyler öğrenmek için çabalıyorum. Bir türlü aldığım at başarılı olamıyor. Bir gün yaşlıca bir adam geldi ve bana dedi ki, “Bak oğlum sen bu atla çok uğraşıyorsun ama bundan bir şey olmaz.” Ben de, “Niye amca? Sağında solunda bir şey mi görüyorsun, bir problemi mi var?” dedim. O da, “Bak oğlum bunun babası 110 Berk ve bu aygırın dişi yavruları koşmaz” dedi. Biraz araştırdım gerçekten de durum öyleymiş. Hemen atı sattım ama gözüm hala yeni bir safkan almakta. Sonra biraz düşündüm ve antrenör olmaya karar vererek kurslara gittim. Hocam da rahmetli Mehmet Ali Kiper. Bana sınavda beş tane soru sordu ve hepsini bildim. Sonuç olarak, Nihat Akın ile birlikte kursu birincilikle bitirdik. Daha sonra, rahmetli Süleyman Sırrı Turhan bana bir iki at verdi ve başlamış oldum. Yetiştiriciliği de denedim ama orada başarılı olamadım. Demek ki o başka bir işmiş, başka bir matematiği varmış. Ama başkalarından aldığım atlarla çok başarılı oldum. Ziya Adalar, Metin Turgut, Ramazan Sanver, Bahadır Gödek, Nuri Dürüst gibi ekürilerde çalıştım. EKIP IŞI... En önem verdiğim konu ekiptir. Eğer bu işi yapıyorsan, güvendiğin ve en iyisi olduğuna inandığın insanlarla yapacaksın. Ben sabah 5 dedin mi kalkarım ama ahıra gitmem, direkt sahaya giderim, çünkü ekibime çok güvenirim ve ben sabah ahıra gitmesem de bilirim ki en ufak bir hata yapılmaz. Başka bir iş beni bu kadar mutlu etmezdi... Ben bu işe girdiğimden ötürü çok mutluyum. Başka bir işte bu kadar muvaffak olamazdım. Şu an evim var, çocuklarımı okuttum, onların da evleri var. bunların tamamını hep yarışlar sayesinde yaptık. ANILAR... Bahadır Gödek’in Akıncı isminde bir safkanı vardı. Benim ilgilenmem için teklif geldi, bende kabul ettim ve sabah atın ahırına gittiğimde bir de baktım ki Akıncı’nın iki gözü birden kapalı. Seyisine dedim ki, benim baktığım atın asla gözleri kapalı olmaz, şimdi sen ata bu şekilde bin ve ahırın etrafında her gün dolaştır, ben sana ne zaman çalışacağımızı söyleyeceğim. Hemen rahmetli Ali Akşit’e gidip, Almanya’dan bir ilaç getirtmek için reçete yazdırdım. Bir zaman sonra ilaç geldi ve atın ağızına sıktım. Sonra gözleri açık bir şekilde atı dolaştırmaya başladık. O sinirli at günden güne iyiye gitti ve Marmara Koşusu’nu Akıncı ile kazandık. Çok büyük sürpriz oldu. Kazandıktan sonra Bahadır Bey ahıra geldi ve, “Sen bu ata ilaç yaptın da geldi” dedi. Ben de, “Eğer yanlış bir şey yaptıysam ortaya çıkar ve ben de diskalifiye olurum” dedim. Tabii, ben kendime güveniyorum. Bahadır Bey’de, “Madem bu kadar kendine güveniyorsun, eğer salyası temiz gelirse 5 tane kurban keseceğim” dedi. Tabii, dediğim gibi oldu ve salya sonucu temiz geldi. ALBATUR... Zamanında Süleyman Sırrı Turhan Ekürisi, Arap atçılığının en büyük ekürisiydi. Bir dönem yine Arap tayları alıyorlar, bunlardan bir tanesi de Albatur isimli şampiyon safkan. Albatur ilk yarışlarını koşmaya başlıyor ve başarısız oluyor. Durum böyle olunca da Süleyman Sırrı Turhan atı satmaya karar veriyor. Bu esnada ben de Albatur’u gezerken gördüm, fakat biraz endişeli hareketleri vardı. Süleyman Ağabey’e, “Albatur biraz tedirgin, buna kapalı gözlük takarsan çok daha rahatlayacaktır” dedim. Bunun üzerine Süleyman Ağabey gözlüğü taktırıyor ve Şampiyon Albatur ortaya çıkıyor. Albatur’u orada görmem ve bu tavsiyeyi vermem büyük tesadüf oldu, fakat şunu anlamak lazım; atçılıkta çok küçük hareketler çok büyük farklar yaratabilir. Hiçbir ayrıntıyı gözden kaçırmamak gerekiyor. ANTRENÖRLERE TAVSIYE... Yeni antrenörlerin en büyük sorunu ilacın arkasına saklanmaları. İlaçtan medet bekliyorlar ve hiçbir yere varamazlar. Şöyle bir örnek vereyim, bizim Döne 1 diye bir Arap atımız vardı. Ben onu Bursa’da yeni lisans almış bir antrenöre teslim ettim. Atımızı da hazır olarak göndermiştim ama bir türlü istediğimiz performansı alamadık. Sonra beni atımın seyisi aradı ve, “Ziya Ağabey, antrenör atımıza her gün iğne yapıyor ve her geçen gün atımız daha kötüye gidiyor” dedi. Bende hemen Bursa’ya gittim ve antrenörü kenara çekip, “Sen bu şekilde antrenör olamazsın, beni izle ve bu işin nasıl yapıldığını öğren” dedim. Bir süre atı geriye aldım ve ondan sonra hazırlayıp koştum, 6 yarış üst üste kazandık. Sonuç olarak şunu söyleyeceğim, ilaçla at koşmaz. Bir de eksiğimiz, bazı antrenörler veterinerleri dinlemiyor. Neticesinde bu adamlar okumuş, üniversiteyi bitirmiş, yaptığı meslekte profesyonel insanlar. Veterineri dinlemeyenin de ilkokul diploması bile yok. Böyle kaç tane at heder olup gidiyor. Çok bilmişliği bırakmak lazım. Son olarak, ben seyislerimi hep el üstünde tutarım. Elimden geldiğince destek olmaya çalışırım. Onlar benim malıma, canıma bakıyorlar. 45 TJK’NIN SESİ EKİM 2018 OSMAN TOZKOPARAN ŞÜKRÜ ÇELİK ZİYA TOZKOPARAN / SERKAN YILDIZ NİLÜFER BELEDİYESİ BAŞKANLIĞI KOŞUSU’NU KAZANAN FECİR...

RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=