2017_Temmuz
71 TJK’NIN SESİ TEMMUZ 2017 1932 yılında İstanbul / Sarıyer’de doğdu. Yazman ailenin ikinci kuşak yazarlarındandır. İstanbul Erkek Lisesi’nden mezun olduktan sonra bir süre üniversite eğitimine devam ettiyse de sonuçta Babıali’nin büyüsüne kapılıp küçük yaşta Hafta ve Yıldız Dergileri’nde kendisine yer buldu. Daha sonra Hayat ve Ses Dergileri’nin Yazı İşleri Müdürlüğü’ne getirildi. Hürriyet, Milliyet, Tercüman ve Akşam Gazeteleri’nin spor ve magazin bölümlerinde çalıştı. 1963 yılında reklamcılık sektörüne geçti. Kurmuş olduğu Basın Organizasyon Reklam Ajansı’nda pazarlama ve reklamcılık alanında uzun yıllar başarı ile hizmet verdi. Dünya markaları olan British Petroleum, British Airways ve Dupont Firmaları’nın reklam ve tanıtımlarını yönetti. Bu arada Avrupa Rizolli Reklamcılık Yarışması’nda ülkemize 2 birincilik ödülü birden kazandırdı. Ayrıca üyesi olduğu Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin düzenlediği yarışmalarda Mizanpaj Ödülü ve de Burhan Felek Basın Hizmet Ödülü’ne layık görüldü. Reklamcılık yaptığı günlerde British Airways’in reklam ajansları olan Saatchi & Saatchi ve Foote, Cone & Belding’de eğitim aldı. İngiliz ITV ve Granada TV Kanalları’nda, TV program yapımları üzerinde staj yaptı. Hobi olarak atlarla uğraştı. Yarış atı yetiştiriciliği yaptı. Çeşitli dönemlerde Türkiye Jokey Kulübü Yönetim Kurulları’nda görev aldı. Kulübün yayın grubu danışmanlığını fahri olarak yönetti. SEMİRAL BİLBAŞAR BABAM’A... 1960’lı yıllarda çocukluğum, “İnsanın yüz güzelliği gelip geçicidir, iç güzelliği önemlidir” cümlesini defalarca işiterek geçti. Babamın bana ayırabildiği nadir vakitlerde sohbetlerimizin konusu genelde bana aşılamaya çalıştığı değerlerle dolu olurdu. Bu dönemlerde atçı evladı olmak, bütün hafta sonlarımızda, tatillerimizde, bayramlarda babamızı atlarla paylaşmak demekti. Babam, Semiral Bilbaşar 13 yaşından beri atlara olan olağanüstü sevgisiyle atçılığın temellerinin Türkiye’de atılmasında rol alan atçılık camiasının önemli bir ferdi idi. Ben küçükken hayatın renklerini yeni yeni seçmeye başlarken bu tabloda her zaman atlar, taylar, çiftlik, padoklar yer almıştı. Ben o zamanlarda babamın hayatındaki bu dört ayaklı asil varlıkların önemini anlayamıyordum tabii ama bizim hayatımızın çok önemli bir parçası oldukları apaçık ortadaydı… Günler geçti ve babam beni gözyaşları içinde pek de gönlü razı gelmeden Fransa’ya üniversite eğitimimi almaya yolladı. Ben o gençliğin verdiği heyecanla onu 3 yaşındaki kardeşime emanet edip yola çıktım… Orada da yıllar sonra yine atların sayesinde zaman zaman babamla birkaç gün paylaşabildim. Deauville’de buluşmuştuk, tabii güzel bir restoranda başbaşa yemek yememiz kaçınılmazdı. Babacığımla Fransa’nın bu sahil kentinde o gün yediğimiz o güzel yemeği hiç bir zaman unutamam… Bugün artık bütün bu tatlı anılarla babamı kalbimizde yaşatacağız. Kardeşimle birlikte onun hayatta iken bizlere gösterdiği yolda yürümeye ve onun ismine layık olmaya çalışacağız. O da artık bir ışık olarak bizi izleyecek ve yol göstermeye devam edecek. Bize, torunlarımıza anlatacağımız birçok güzel anı bırakıp gittin. Hoşçakal babacım seni çok seviyoruz… Güzel insan… [KIZIN SUMRU BILBAŞAR] ÇOK SEVGİLİ BABACIĞIM’A… Sevgili babacığımı, küçüklüğümden bu yana her zaman iyi bir insan, doğru bir insan, yürekli bir insan, açık sözlü, atları ve gazeteciliği çok seven ve onlara büyük heyecan duyan adeta aşık olan, çok güzel bir insan olarak karşımda gördüm… Ve bütün bu bahsetmiş olduğum güzelliklerini bana da öğrettiği için çok mutluyum… Öyle bir insandı ki sevgili babacığım benim, havada bir uçak görse ona bakarak “Yolun açık olsun, kimbilir indiğinde kimleri birbirine kavuşturup mutlu edeceksin” derdi… Çanakkale’yi, Bozcaada’yı, oralardan topladığı çakıl taşlarını, tekir balığını, portakalı, sorbeyi, su muhallebisini, ağaçları, lavanta çiçeklerini, gölgeyi, buz gibi su ve ince dilimli limonlu saat 5 çayı içmeyi, anasonlu galetayı, berber Turgay ağabeyi, Denizatı’ndaki İbrahim ağabeyi, Babıali’yi, Sirkeci’deki Rumeli Köftecisi’ni, erguvanları, Gazeteciler Cemiyeti’ni, Fenerbahçe’yi, pardesüsünü, kalemini, küçük torunu Selena’nın ona “Mösyö” deyişini çok seviyordu… Bundan böyle bizler onun sevdiği bu güzelliklerle, anılarımızla yaşatacağız sevgili babacığımızı… Atlar Kitabı’nda “Bu eserimi sevgili oğlum Mehmet Bilbaşar’a armağan ediyorum… İyi bir atsever… İyi bir yazar… İyi bir insan olduğu için… İnanıyorum ki benim bıraktığım yerden o devam edecektir…” diye bir notu var babacıkın… Babacığım, senin inandığın gibi en güzel şekilde ben devam edeceğim… İnanıyorum ki sen de bizleri oradan görüp çok mutlu olacaksın her zaman… Ve yine Atlar Kitabı’nda diyor ki, “Evet, her sabah güneşi yeniden görebilmenin ne kadar kutsal bir şey olduğunu benim yaşımdakiler öğrenmişlerdir umarım. Ben öğrendim… Sizlere faydalı olacağına inandığım için burada bir kere daha hatırlatmak istedim. Hepiniz daha pek çok güneş doğuşu görün… Yaşayın… Ve mutlu olun inşallah…” Ne kadar güzel söylemiş… Dolu dolu, güzel güzel, çok sevdiği atları ve atçılık camiasıyla birlikte çok mutlu 85 yıl geçirdi canım babam benim. Dile kolay… Allah inşallah hepimize onun kadar uzun bir ömür geçirebilmemizi nasip etsin… Hoşçakal sevgili babacığım Aykut Semiral Bilbaşar… Işıklarda, Cennet Bahçeleri’nde ol inşallah… Unutmayacağız senin güzelliğini… Son olarak, hastanede geçirdiğimiz zamanlarda bizleri ziyarete gelen, arayan, bütün dostlarımıza başta Yönetim Kurulu Başkanımız Yasin Kadri Ekinci ve Yönetim Kurulu Üyelerimiz’e, Hilmi Narmanlı Beyefendi’ye, Edip Çizmeci, Ender Aydıner ve Taner Korkut Ağabeylerime, Asli Üyelerimiz’e, Türkiye Jokey Kulübü’ndeki çalışma arkadaşlarıma teşekkürlerimizi sunmak isterim. Bir teşekkür de değerli doktorumuz Maksut Ahbap ve bütün ekibi için… Sağ olun… [OĞLUN MEHMET BILBAŞAR]
Made with FlippingBook
RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=