2017_Subat
32 TJK’NIN SESİ ŞUBAT 2017 2017 yılına yeni girdiğimiz şu günlerde aprantiliği ile çok başarılı yarışlara imza atıp, 12 Ocak 2017 Perşembe günü Ekiner isimli Arap atıyla jokeyliğe terfi eden Adem Aslan’la keyifli bir sohbet yaptık. Sorularımıza samimi ve içtenlikle cevaplar veren binicimize ilk olarak atlarla nasıl tanıştığını ve bu mesleği neden seçtiğini sorduk? Benim atlarla çocukluğumdan gelen bir tanışıklığım yok. Gerçeği söylemek gerekirse, Apranti Okulu’na başvurduğumda ilk kez atlarla karşı karşıya geldim. Ben Adıyaman Gerger’liyim, buraya gelmeme vesile olan kişi de dayımdır. İlk önce, ağabeyimin jokey olması için dayım çok uğraştı, fakat daha sonraları onun boyu uzadı ve bu şansını kaybetti. Arkasından da, apranti olmam için bana telkinlerde bulundu. Önceleri jokeyliğe çok soğuk baktım, fakat daha sonraları ilgimi çekti ve İstanbul’a gelerek Apranti Okulu’na başvurdum. Benim için büyük bir macera oldu, çünkü henüz 15 yaşındaydım ve hiç bilmediğim büyük bir şehire doğru yola çıkmıştım. Apranti Okulu’na yaptığım müracaatta benimle birlikte 65 kişi daha vardı. Akrabalarımda 15 gün kaldım ve sonuçların çıkmasını bekledim. Benim için çok heyecan verici bir süreçti. Ve okula kabul edilen 37 kişiden biri olduğumu öğrendim, benim için müthiş bir andı. 1 Ocak 2010 günü de eğitime başladım. Hatta ilk atla buluştuğumda yapamayacağımı bile düşündüm, fakat sonraları bu nadide canlılarla tek vücut olmayı öğrendim. Apranti olduktan sonra size destek olan ve örnek aldığınız bir jokey büyüğünüz oldu mu? Mümin Çılgın ve Akın Sözen’den çok büyük destek gördüm. Mezun olduğumda Mümin Abi’nin yanında çalıştım, beni yalnışlarım konusunda uyarıp yönlendiren ilk kişi o olmuştur. Daha sonra da, Akın Abi’nin aprantisi oldum. O da birçok konuda beni uyarıp yalnışlarımı düzeltmemde yardımcı oldu. Akın Sözen ve Özcan Yıldırım’ı her zaman örnek aldım. Zaten başarıları ile de her zaman örnek alınması gereken jokeylerin başında geliyorlar. Tipik bir gününüz nasıl geçiyor? Yoğun yarış programında kendinize zaman ayırabiliyor musunuz? Cuma ve Pazar’a denk gelmiyorsa, yarışımın olduğu günler idmana çıkmıyorum. Çünkü bildiğiniz gibi bu günlerde galoplar oluyor ve koşu da olsa gitmemiz gerekebiliyor. İdmana gittiğim günler sabah 5 gibi sahada oluyorum, antrenman sonrası ufak bir kahvaltı yapıyorum, ardından dinleniyorum ve sahaya gidiyorum. Gündüz yarışları olduğunda idmana ya çok daha erken gidiyorum ya da hiç gidemiyorum. Yarışlarım başka şehirlerde olursa, kendimi ciddi bir koşuşturmanın içinde buluyorum. Yarış olmayan günlerde de, 11’e kadar uyuyorum, iyice dinlendikten sonra da alışveriş merkezi veya kafe tarzı yerlere gidip vakit geçiriyorum.
Made with FlippingBook
RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=