2017_Ekim

68 TJK’NIN SESİ EKİM 2017 Karadeniz, son yıllarda yabancı turistler de dahil olmak üzere pek çok gezginin tatil planları içinde yer almaya başladı. Sadece deniz, kum ve güneşten oluşan tatil anlayışının yerini, yavaş yavaş serin, sessiz ve bol oksijenli yayla turizmine bıraktığı günümüzde, büyük şehirin kalabalığından, modern hayatın getirdiği stresten ve gürültüden uzaklaşıp doğaya dönmek isteyenlerin tercihi olan Rize’yi, siz okuyucularımız için gezdik. İstanbul’dan bir saat kırk dakika süren bir yolculuğun ardından Trabzon Havalimanı’na ulaştık. Etrafı dağlarla çevrili olan Rize’de gezilecek yerlerin çoğu zaman birbirlerinden uzak mesafelerde olması sebebiyle bu eşsiz coğrafyayı gezmenin en güzel yolu, araç kiralamak. Eğer böyle bir imkanınız yoksa, günübirlik ya da konaklamalı turları da tercih edebilirsiniz. Rotamızın ilk durağını Zilkale olarak belirledik. Bir tarafını denizin, diğer tarafını yeşil dağların kuşattığı yollardan geçerek, Sürmene, İyidere, Çayeli, Pazar ve Ardeşen’i ardımızda bıraktık. Daha sonra, Fırtına Deresi’nin deniz ile buluştuğu yerden Kaçkarlar’a uzanan tırmanışımıza başladık. Fırtına Deresi’ni solumuza aldığımız yolculukta, sırtlarındaki küfelerde taşıdıkları çayları, 1696 tarihinde yapılmış olan tarihi Şenyuva Köprüsü’nden ya da ip kadar ince ama kaya gibi sağlam köprüleri aşarak karşıya geçiren Rizeliler ile karşılaştık. Çamlıhemşin’den sonra engebeli yollardan geçerek ulaştığımız, tarihi İpek Yolu üzerinde yer alan Zilkale’ye vardık. Kale, denizden tam 750 metre yüksekte yer alıyor. Fırtına Deresi’ne hakim olan manzarası ile 8 burç ve bir gözetleme kulesi, dış ve orta surlar ile iç kaleden oluşan görkemli yapının, 600 yıllık bir geçmişi olduğu tahmin ediliyor. Zilkale’den hemen sonraki durağımız, Ayder Yaylası oldu. Neredeyse bütün doğal güzellikleri bir arada bulabildiğiniz, yazın yeşile, kışın ise beyaza bürünerek görsel bir şölen sunan Ayder Yaylası, Kaçkar Dağı’nın Etekleri’nde, denizden 1350 metre yüksekte yer almaktadır. Küçük aile işletmelerinden, butik otellere kadar birçok konaklama imkanının bulunduğu Ayder Yaylası, doğal güzelliklerinin yanında kaplıcalarıyla da biliniyor. 260 metre derinlikten çıkan, 55 derece sıcaklıktaki kaplıca suları, romatizma ve kireçlenme gibi hastalıkların yardımcı tedavisinde kullanılıyor. Gün içinde daha yukarılardaki birçok yaylayı ziyaret edebilir, kış geldiğinde ise bu yaylalardan Ayder’e kayak yaparak inebilirsiniz. Aynı zamanda, atlı turizm yapılan yörede, kiralayacağınız atlar ile gezintilere çıkmak doğa ile bütünleşmek için harika bir yol. Akşamları ise, kemençe ve tulum eşliğinde yöresel müziklerin tadına varabilirsiniz. Çayın başkenti olarak bilinen Rize’de birçok çay fabrikası bulunmaktadır. Elekaltı çayı ise bunlardan en kaliteli ve en değerli olanıdır. Ayrıca, kavurma, kuru fasulye, laz böreği, mıhlama, karalahana dolması ve çorbası gibi yöreye has lezzetleri ile bölgede yetiştirilen alabalıkları denemenizi mutlaka tavsiye ederiz. Ayder’den ayrılmadan önce bölgede üretilen doğal tereyağından, mıhlama yapımında kullanılan koleti peynirinden ve yine çok lezzetli olan minci peynirinden almayı unutmayın. Bölgenin, adrenalin sporlarını sevenler için de bir çok imkan sunduğunu da belirtmeden geçmeyelim. Rize, yıllık ortalama 172.5 gün ile ülkemizin en çok yağış alan ilidir. Bu yağış, raft adı verilen botlarla, yüksek debili akarsularda yapılan Rafting sporu için çok uygun bir ortam sağlar. Bölgede yer alan, Fırtına Deresi, Karadere, İkizdere ve Taşlıdere’de UZUNGÖL AYDER YAYLASI

RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=