2017_Aralik

86 TJK’NIN SESİ ARALIK 2017 İ nsanlık tarihinde ilk defa dünyanın tümüne yayılan ve yirmiden fazla devletin fiilen tarafı olduğu 1. Dünya Savaşı, sonlanmasına bir kaç ay kala Halep Osmanlı toprağı olarak son günlerini yaşıyordu. Mustafa Kemal ise Mirliva’ydı (tuğgeneral) ve İstanbul’a dönmeye çalışmaktaydı. Tren bileti alacak kadar bile parası olmadığı için sahip olduğu tek şeyi, çok sevdiği atlarını satmak istedi. Yardımcısı Salih Bey’e (Bozok) atları satma görevini verdi. Bu sırada, 4. Ordu Komutanı Bahriye Nazırı Cemal Paşa Halep’e geldi ve durumu ona açtı. Cemal Paşa atları kendisi aldı ve parasını Mustafa Kemal’e verdi. Atlarına tutku derecesinde bağlı olmasına rağmen, sevgili atlarına veda etmek zorunda kaldı. Denilebilir ki, Milli Mücadele’nin başlangıcı bu atlar sayesinde olmuştur. i Bir gün, yüzünden acı çektiği apaçık belli olan birinin edasıyla, - “Bir arkadaş daha bizi terk ediyor Sabiha!” dediğinde, manevi kızı, onun yakını olan birini kaybettiğni zannederken yanına gelen veterinere; - “Durumu nasıl, hiç umut yok mu?” diye sorduğunda sözkonusu olanın Paşa’nın atı olduğu anlaşılır. Yıllarca beraber mücadele ettiği “yoldaş”larından birisi umarsız bir hastalığa yakalanmıştır. - “Maalesef Paşam! Hiç umut yok! Elimizden geleni yaptık… Fakat, gözleri sizi arar gibi.” - “Arar ya! Arar! Atlar insanlardan daha hassas, daha vefakar ve çıkar gözetmekten uzaklar. Bunca yıl bana hizmet etti, yoldaşlık yaptı. O benim kokuma, ben onun kokusuna alıştım. Birbirimizin huyunu da iyi öğrendik, yazık oldu candostuma…” Mustafa Kemal atın yanına gider, mendiliyle ağzını siler, başını ve yelesini okşar. - “Oğlum! Oğlum!” diyerek bir kaç defa öper. - “Sen mi beni arayacaksın, yoksa ben mi seni?” Paşa daha fazla kendini tutamaz ve gözlerinden yaşlar boşalır… - “Alın! Alın! Götürün hayvanı buradan. Çok uzaklara götürün, acı çekmeden ölmesini sağlayın! Gerekirse iğne yapıp, uyutun…” Bu olaydan sonra bir yakınını kaybetmenin hüznüyle uzun süre ata binemez… i 9 Eylül 1922’de, Kuvayi Milliye güçlerinin İzmir’e girişinden bir gün sonra, Mustafa Kemal şehre gelir ve karargah olarak kullanmak üzere Uşakizadeler’in köşküne yerleşir. Köşkte, Uşakizade Muammer Bey’in kızı Latife Hanım’la tanışırlar ve kısa bir süre sonra da nişanlanırlar. Milli Mücadele yıllarındaki yoldaşı, tatil günlerinde geziye çıktığı en sevdiği atı “Sakarya”yı nişan hediyesi olarak müstakbel eşine hadiye eder. Mısır’dan, Mustafa Kemal için getirilen “Sakarya”ya o güne kadar kimse binmemiştir. Latife Hanım, boşanmalarından sonra atı iade eder. O günden sonra Paşa’da ata binmez ve “Sakarya” Karacabey Harası’na çekilir. Tıpkı boşanmış ebeveynlerin boynu bükük çocukları gibi yalnızlık içinde hayatı son bulur… Mustafa Kemal ile atı Sakarya arasındaki bağ o kadar güçlüdür ki, heykellerinde onun kullanılmasını ister. Bu yoldaşlık Behçet Kemal Çağlar’ın “Mustafa Kemal’in Atı” şiirinde de anlatılır; “Daha da parlamıştı, güzelleşmişti at. Mustafa Kemal’in bindiği günden beri. Sanki bilinmez bir rüzgarla dolmuştu. Göğe göğe doğru kalkıyordu alevden başıyla Uçar ayaklarıyla oyuyordu yeri.” i Sakarya, Milli Mücadele’nin tarihinde yerini aldığı gibi, “Sakarya” da Başkomutan’ın “sevgili atı” olarak yerini almıştır… Mustafa Kemal sevdiği atlardan “Zafer” adını verdiği bir başka atını da, özel hayatında hüzünlü bir yeri olan Fikriye Hanım’a hediye etmiştir. i Mustafa Kemal atlara ve at yarışlarına büyük önem vermiştir. Milli Mücadele’nin devam ettiği günlerde, Büyük Millet Meclisi’nin toplanmasının üzerinden henüz beş ay geçmişken at yarışları düzenlenmesini emreder. Yarışların yapılacağı yer dahil olmak üzere koşuların hazırlığına kadar tüm ayrıntılarla kendisi ilgilenir. İlk yarışlar, eski Ankaragücü sahasının olduğu yerde, tren istasyonunun yakınındaki bölgede yapılır. Bir yandan taarruz planları hazırlanırken, bir yandan da at yarışları düzenlemek büyük bir koordinasyon yeteneğinin göstergesidir. 24 Ekim’de başlayan Gediz Muharebeleri sırasında at yarışları düzenlenir. Mustafa Kemal ‘‘ ‘‘ Sakarya ve çok sevdiği atı

RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=