2017_Aralik
1951 yılında İstanbul’un Laleli semtinde doğdum ve büyüdüm. Benim babam da babamın babası da kitapçıydı. Gedikpaşa Ortaokulu’nda okurken, okuldan çıkar çıkmaz doğruca babamın dükkanına gelirdim. Milletvekilleri, araştırmacılar, tercümanlar gibi ekabir insanların misafir olduğu bu dükkanda, tam bir sahaf sofrası kurulur, çaylar kaynar ve sohbet başlardı. Okumayı ve yazmayı çok sevmeleri, buraya gelen herkesin ortak noktasıydı. Bu sohbetler, gecenin geç saatlerine kadar devam ederdi. Bu sohbetlerde öğrendiklerimi okulda arkadaşlarıma anlatsam 2 - 3 boy büyük gelirdi. “Selüloz zehirini” bu şekilde aldığımı söyleyebilirim. O dönemde babamın sattığı bazı kitaplar, bir memurun maaşının iki katı kadar ediyordu. Ben de o zamanın aklıyla, okuyarak zaman kaybedeceğime, babamın yanında çalışır, para kazanırım diye düşündüm. Ama bu işin yalnızca para olmadığını sonradan öğrendim. Osmanlıca’yı babamın yanında öğrendim. Ayrıca, özel dersler alıyordum. O dönemde, Osmanlıca, İngilizce ve Sırpça öğrendim. Açıkçası sokakta oynamayı pek bilmiyordum ve hiç arkadaşım da yoktu. Bu sebeple kendimi kitaplara verdim. Kitap benim için hayat diyebilirim. O gün bugündür, başucumda, oturma odamda, kısacası hayatımın her alanında kitaplar var. Birisine beddua edecekseniz ona, “bibliyofil” veya “bibliyoman” ol diyebilirsiniz. Ben alaylıyım, babadan ne gördüysem onu sürdürdüm. Fakat, akademik eğitimin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bu eksiğimi çocuklarımda kapattım. Hem kızım hem de oğlum akademik eğitimlerini tamamladılar. Son dönemlerde, sahaflara olan ilgi azaldıkça yayıncılık ile ilgili çalışmalarıma daha çok vakit ayırdım. Osmanlı Dönemi’nde yazılmış olan yaklaşık on beş kitabın çevirisini yaptım ve Osmanlıca bir alfabe hazırladım. Oğlum Burak Türkmenoğlu, birgün elinde bir kitapla geldi. Toplu kitap ihalelerinden aldığımız bir kitaptı. Bu kitabı merak ettiğini, ama okuyamadığını söyledi. Ben de uzun zamandır aradığım bir kitap olan İhsan Abidin Akıncı’nın “Osmanlı Atları” adlı eseri olduğunu görünce çok sevindim. Yıllar içinde elimden 2 - 3 defa geçmiş olan bu kitabı okumaya fırsat bulamamıştım. Her elimize geçtiğinde bir talibi oldu ve sattık. Olsa da okusam diye beklediğim kitaplardandı. Oğlum da, eğer “Yeni Türkçe’ye” çevirirsem kendisinin de bu kitabı okumak istediğini söyledi. Tam da çevirilere yöneldiğim bir dönemde elime geçmişti. Kabul ettim ve çalışmalara başladım. Üç sene süren çalışmalarım sonunda, yazarın üslubunu bozmadan ve aslından kopmadan azami bir dikkatle, kitabı “Güncel Türkçe’ye” çevirdim. 1917 tarihinde, Enver Paşa’nın katkıları ile Matbaa-i Amire’de tab edilen bu eserde, at cinslerinin bakımları, beslenmeleri ve özelliklerinden bahsedilirken at yetiştiriciliğinin önemine de vurgu yapılıyor. Ayrıca, kitabın içinde o devirlerde en iyi tekniklere sahip olan Almanya’da basılmış fotoğraflar bulunuyor. Günümüzden tam yüz yıl önce basılmış olan bu kıymetli eserin okuyuculara kazandırılması gerektiğini düşünerek İhsan Abidin Akıncı adına koşular düzenleyen Türkiye Jokey Kulübü ile iletişime geçtim. Yayın Grubu ile yaptığımız görüşmelerde gördüğüm ilgi ve kabullenme karşısında çok şaşırdım. İşte o zaman, bu kurumun çok farklı olduğunu anladım. Adeta kaybettiğim bir şeyi bulmuş veya uzun süredir göremediğim bir akrabamı yeniden görmüş gibi hissettim. Çocukluğumda bindiğim tren, Yenimahalle’den geçerken yavaşlardı. Ben de büyük bir heyecanla at yarışlarını izlerdim. Keşke o günlerde gelip de bu dünya ile tanışsaymışım diye düşünüyorum. O zaman, atçılık ile ilgili birçok eser yayımlamış olurdum. Çalışmalarım sırasında bir eksikliğin de farkına vardım. Bugüne kadar “at ve atçılık” ile ilgili bir lügat yayımlanmamıştı. Şemseddin Sami Bey’in “Kamus-ı Türki” isimli eserini tarayarak, “at ve atçılık” ile ilgili yaklaşık 500 kelimelik bir lügatçe hazırladım. Yaptığımız görüşmeler neticesinde, bu derlemeyi de sözlük çalışması yapan araştırmacılara bir başlangıç olması dileğiyle “Osmanlı Atları” isimli eserle birlikte okuyuculara ulaştırdık. Bu günlerde, yine İhsan Abidin Akıncı’ya ait olan çok kıymetli bir eser üzerinde çalışıyorum. Osmanlı Atları eserinden sadece birkaç yıl sonra, Sipahi Ocağı’nın katkılarıyla yayımlanan “İdman” adlı bu kitabı okuduğunuzda, atların tımarının nasıl olması gerektiğinden tutun o dönemde hipodroma kimlerin geldiğine kadar bütün ayrıntıları bulabileceksiniz. Ayrıca idmanın tarihinden ve idman terminolojisinden bahsedilen bu eseri okuduktan sonra gözlerinizi kapatın, kendinizi yüz yıl önceki Veliefendi’de bulacaksınız. Bu çalışma sırasında “at ve atçılık” ile ilgili kaç tane atasözü vardır diye merak ettim. Elimde mevcut olan kaynakları taradığımda, pek fazla olmadığını gördüm. Bulabildiğim atasözleri de farklı kaynaklarda yer alıyordu. Osmanlıca yazılmış olan eserleri de taramaya başladım. Şu anda da yaklaşık 700 tane atasözü tesbit ettim. Osmanlı Atları kitabı ile birlikte “at ve atçılık” lügatı hediye etmiştik. Atasözleri ile ilgili çalışmamı da İdman kitabı ile birlikte okuyuculara sunmak istiyorum. Çünkü, bu alanda yazılmış bir eser yok. Ayrıca, “at ve atçılık” ile ilgili, çocukların da anlayabileceği 100 tane atasözü ile bir çalışma yapmayı düşünüyorum. İhsan Abidin Akıncı’nın çok önemli bir şahsiyet olduğunu düşünüyorum. Yurtiçinde ve Avrupa’da yayımlanan birçok makaleye ve on beşten fazla kitaba imza atmıştır. Bu eserler, referans olarak yıllarca Avrupa’da okutulmuştur. İhsan Abidin Akıncı’yı tanımak, genç atçılar olarak sizin boynunuzun borcudur. 46 TJK’NIN SESİ ARALIK 2017
Made with FlippingBook
RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=